Korku daima göğüs kafesimizde dolanır, küçük fare dişleriyle kalbimizi kemirirdi. Kendimizden sık sık şüphe ederdik. Acının baş döndüren ateşine, delirmenin sınırındaki o dehşete dayanabilecek miydik? Etimizde elektrik şokları yayılırken düşünme yetimiz yiter, ama anlam veremediğimiz bir sezgi elimizden tutarak, yaşama bağlı kalmamızı sağlardı. Buranın dışında bir dünya var mıydı? Bizim için bir gelecek var mıydı? bedenimiz ağırlaştıkça bütün varlığın kaygıya kapıldığını, Ay'ın Dünya'nın etrafında, Dünya'nın da Güneş'in etrafında telaşla döndüğünü, döndükçe hızlandığını hissederdik. Durdurulamaz hale gelen acı, hem zamanı, heç de akımızı bükerdi.
Ayrılık, ümitlerin ötesinde bir şehirdir. Ne bir kuş, ne bir haber, ne bir selam gelir. Çaresiz seslenişler, beyhude bekleyişler, teselli yerine hüzünlü bir akşam gelir. Şişedeki rakı azalır, gökteki yıldızlar çoğalır.