Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Vergilius’un Dante’ ye, hayatı soylu amaçlardan yoksun, emelleri sığ olmuş insanlarla ilgili olarak söylediği sözdür:
“Non ragioniam di lor, ma guarda, e passa.”
Acı çekmek uzun süren bir andır. Onu mevsimlere bölemeyiz. Yalnızca ruh hallerini saptayıp yinelenişini kaydedebiliriz. Bizim için zaman ilerlemez. Döner. Bir ıstırap merkezinin etrafında döner sanki. Her ayrıntısı değişmez bir kalıba göre düzenlenmiş, yememizin, içmemizin, yürümemizin, uzanmamızın, dua etmemizin, hiç değilse dua için diz çökmemizin bile demirden bir formülün katı kurallarıyla belirlendiği bir yaşamın insanı felce uğratan durağanlığı; her korkunç günü en küçük ayrıntısına kadar bir öncekinin eşi kılan bu durağanlık niteliği, yaşama nedeni sürekli değişim olan dış güçlere kendini iletir sanki. Ekimden, hasattan, mısırların üzerine eğilen çiftçilerden, asmaların arasında üzüm toplayan bağcılardan, meyve bahçelerinde yere düşen tomurcuklarla beyazlanmış, meyvelerle kaplanmış çimenlerden hiç haberimiz olmaz, olamaz. Bizim için bir tek mevsim vardır, “keder” mevsimi. Güneşle ay bile bizden uzaklaştırılmıştır sanki. Dışarıda günün maviliği ve altın ışıltısı hüküm sürebilir; ama altında oturduğumuz küçük, demir parmaklıklı pencerenin kalın camından içeri süzülen ışık gri ve soluktur. Mahkûmun hücresinde hep alacakaranlık hüküm sürer, tıpkı kalbinde hep gece yarısının hüküm sürdüğü gibi. Zaman evreninde olduğu gibi düşünce evreninde de hareket yoktur. Senin uzun zaman önce unuttuğun ya da rahatça unutabileceğin şey, bana şu anda olmakta, yarın da olacak. Bunu anımsa, o zaman sana niçin yazdığımı, niçin bu biçimde yazdığımı biraz anlayabilirsin.