Afran

“Aşk kesinliğe varmak uğruna kendi yolunu bulma gücüne sahip olmalıdır.” (Hermann Hesse) Yine de insan önce belkemiğinin alt kısmını yöneten güçlerle, yani Kundalini’nin* bacanak ve baldızlarıyla dövüşmeyi öğrenmeli.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tanrı yardımcım olsun. Kadının ruhu bende meleksi, benliği de en azından açık ettiği kadarıyla şeytani bir izlenim bırakmıştı. Oluşumunda neler var diye sık sık soruyordum kendime. Ve her gün farklı yanıtlar veriyordum. Bazen ait olduğu ırkla, geçmişiyle, kalıtımından gelen özellikleriyle, savaşla, yoksullukla, vitamin eksikliğiyle, sevgiden yeterince nasibini alamamış olmasıyla, aklıma gelen herhangi bir şeyle ve her şeyle tanımlıyordum onu. Ama bir türlü sonuca yaramıyordum. Söylemek uygun düşerse o bir insolite idi. Peki ben niçin onu bir kelebek gibi iğneyle tahtaya mıhlayıp kendini açık etmeye zorluyordum ki? Olduğu gibi görünmesi yeterli değil miydi? Hayır, değildi. Daha fazlası ya da daha azı olmalıydı. Algılanabilir ve anlaşılabilir olmalıydı.
Ben iyi tanırım Şeytan’ı; yollarımız çok sık kesişti onunla. Beceriksiz bir ip cambazı gibi ipte yürümeni keyifle izler. Ayağının kaymasına seyirci kalır ama düşmene izin vermez.
Kuşkusuz genç değilim artık- bu da her şeyi daha da can sıkıcı, söylemeye gerek yok belki, daha da gülünç yapıyor. Tek fark, sözlerime kulak verin, işin içine aşk girdiğinde hiçbir şey, hiç kimse, hiçbir durum o denli gülünç olamaz. Azıyla yetinemediğimiz tek şey aşktır. Ve yeterince veremediğimiz de odur.
Umutsuz bir aşk çökmüşse gönlüne sabahın üçünde, özellikle onun orada, yerinde olmadığı kuşkusuna kapıldığında telefon etmeyi gururuna yediremiyorsan, ister istemez içe dönüp kendinle baş başa kalırsın; o anda akrep gibi sokarsın kendini ya da hiçbir zaman postalamayacağın mektuplar yazarsın ona, ya da odanda volta atarsın, hem küfür hem dua edersin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürecekmiş gibi davranırsın.