Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.
Sonu beklediğimden daha farklı çıktı , ve inananin okuduktan sonra hele ki sonunu okuduktqn sonra kitabi yeniden okumaya başliyosunuz gibi hiss edeceksiniz, her bir detabi hatirlayib olanları düşünmek olan üstü.
Okuyun bence.
Haddini bilmeyip de ay tanrıçasına âşık olan çobana verilen cezayı biliyor musunuz?”
“Hayır, duymadım” cevabını verdi. Tam da öyle tahmin etmiştim.
“Tanrıların çobana verdiği ceza kaderini bilmekti” dedim. “Gelecekte neler yaşanacağını, yarın ne olacağını bilmek! Bundan daha korkunç bir ceza yoktur dünyada. Ölümden beter bir ceza vermek istedikleri için, tanrılar böyle bir şey düşünmüşler.
Bak bu Anna Karenina, aşk yüzünden intihar; bu Bovary o da aşk yüzünden intihar; bu Werther, o da aynı şekilde; bu Othello, aşk yüzünden cinayet; bu Fuzuli’den
Leyla ile Mecnun. Öteki kitapların da sayfalarını çevir. Onlarda da delirmeler, toplu katliamlar, intiharlar, cinayetler göreceksin.
Söylüyorum sana, dünyanın en tehlikeli duygusu aşktır. İnsanları felakete sürükler.”