İçim dolu dolu... Öyle dolu ki ağzımdan çıkan kulağıma çarpar mı bilmem. Ağzımdan düzgün bir iki kelam çıkabilir mi onu da bilmem. Okuması bile o denli zordu ki benim için şimdi incelemesini yapmak kim bilir ne kadar zor olacak. Aylar boyu elimde gezdirdim bu kitabı. Daha doğrusu aylar boyu korka korka elime alıp bir-iki bölüm okuyup nefes nefese öte tarafa fırlatıp üstünü örttüm desem yeridir. Kitap sıkıcı olduğu için mi bu kadar zor okudum? Dili ağır olduğu için mi?... Asla! O kadar yoğun duygularla bezeliydi ve hakikatleri o kadar kulakları parçalarcasına haykırarak insanın yüzüne çarpıyordu ki nefsime, aklıma en çok da kalbime ağır geldi. Ama hayatın cilvesi ya, insan kaçtığından kurtulamaz, kaçtığıyla aniden çarpışır... Bunu bildiğimden kaçmadım, sindire sindire okudum, azardan azardan emdim kalbime...
Söylediği her şey çok doğruydu ve daha evvel yaşadığım uzun ve çileli bir dönemde ne hissetmişsem ne düşünmüşsem ne tecrübe etmişsem, kendime neyi haykırmışsam onu buldum karşımda. Belki de bu yüzden feci bir yoğunlukla içimde hissettim ve sanki okurken kendi sesimi duydum kulaklarımda.
Şimdi size söyleyeyim. Bu kitap hiç de öyle su gibi okunacak bir kitap değil, hazırlıklı olun! Hele sırf okumuş olmak için okuyacaksanız elinizi bile sürmeyin. Hayattaki en büyük acılarınız 1-2 aydan fazla sürmemiş, dışarı çıkıp temiz hava alınca, dostlarla film keyfi yapınca, okuyunca-yazınca vs. geçmiş acılarsa bu kitaptaki manayı israf etmeyin. Bilin ki bu kitap sizin için değil a dostlar...
Ne zamanki gerçekten çile çekersiniz -ki üstad çileyi şu şekilde tanımlamış kitabında: "Çile, ümitsiz ve tesellisiz azabın sürekli olmasıdır. İnsanın ölmeden önce her gün ölmesidir. Çile, yaşama ile ölümün iç içe geçmesi halidir: Varlığımızın her an ölmesi ve yeniden her an yaratılmasıdır;