Tarık Tufan'ın diğer kitapları gibi Kaybolan'ı da bir solukta bitirdim diyebilirim. Onun alışık olduğumuz sürükleyici gelgitlerle dolu üslubu yine yerli yerince. Hani çok sevdiğiniz bir tadın, damağınızdan gitmemesi için yediğiniz veya içtiğinizden -her neyse- hemencecik bir yudum daha alırsınız ya tam da öyle işte.
Yoğun ve dağınık yaşanan duygular, kasvetli ve karamsar ortam ve dahi acıyla yoğrulan hayatlar. Yazar olabildiğince acıdan besleniyor belki de acının en derin yerinden geliyor.
Bu kitapta ayrıca dikkatimi çeken, bazı pasajlarda diyaloglar aracılığıyla yazarları öz eleştiriye tâbiî tuttuğu gerçeğidir. Hakan vesilesiyle birkaç noktada yazar ve yazar davranışları eleştiriliyor. Açıkçası bu benim adıma önemli bir nokta. Zira hakikaten yazarların, yazma maksatları ve yazdıkları arasındaki bağı merâk eden bir okurum. Bu yönüyle uzun zamandır merâk ettiğim bazı kısımlara değinilmiş olması dikkatimi celbetti. En nihâyetinde sıkılmadan okuyacağınızı düşündüğüm bir roman olmasına rağmen Düşerken'in olay örgüsü ve oradaki çarpıcı diyaloglar beni daha fazla etkilemişti. Açıkçası daha çok acı, daha çok kasvet ve mütemâdiyen savrulmuşluk bekliyordum. Zira Kaybolmak bunları gerektirir galiba. İyi okumalar...