Ahmet Engin

Ahmet Engin
@AhmetEngin
Kitaplarda kendimize rastladığımızı sandığımız yerlerin altını çizeriz. "Denginiz değilim efendim dengesizim."
Küçük umutlardan, büyük hayaller yaratma atolyesinde mutlak işçi.
Kitapçı Çırağı
29 Eylül
49 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
Kitaplarımızı ve hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.” Fyodor Dostoyevski / ''Yeraltından Notlar''
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
LEYLEK VE YILAN
Gün kavuşurken köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu söyledi. Köylüler adama inanmadılar, "İspat et!" Dediler. Adam karşısındaki eski suru gösterdi ve "eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız ?" Diye sordu. Köylüler, "Elhak, inanırız!" Dediler. Adam duvara döndü ve elini uzatarak, "konuş ya duvar!" buyurdu. Bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi: "Bu adam peygamber değildir, sizi kandırıyor. Peygamber değildir."
BİR KÖLENİN ADANIŞI
Giderken ona göre bir hediye götüremez, ama eli boş gitmek geleneklere aykırı olduğundan, yolda kopardığım bir yeşil yaprağı takdim ederdim: benim bu berg- i sebz- i hakirnami kabul etme yüceliğini gösterirdi. Kuru ekmek ve sudan başka bir şey geçmezdi boğazından, üstündeki eski bir abadan başka bir şey giydiği görülmemişti. Niye böyle yaşadığını, imkanları varken neden daha yiyip içtiğini, niçin kendisini soğuktan koruyacak samur kürke bürünmediğini sorduğumda, "özgürlük ve iktidar uğruna!" diye cevap vermişti. Oma göre ruh, dünya nimetlerinin tutsaklığından kurtuldukça özgürlerşiyor, bağımsızlaşiyor ve dünya üzerinde hiç bir krala imparatora nasip olmayacak bir büyük iktidara kavuşuyordu.
Cemal Süreya'yı hiç böyle tanımış mıydınız ?
Kürt Cemo Zaman sonra, “sana neden Kürt Cemo diyorlar” diye sorduklarında şöyle söylüyordu Cemal Ağabey; “bizi bir kamyona doldurdular, tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Aklımdan çıkmaz o yolculuk, o köpek havlamaları ve polis sesleri. Sürgün edilmiştik, annem sürgünde öldü benim” ve ekliyordu. “Aslen Dersim bölgesindenim ben. Erzincan’lıyım... Hem ne farkeder ki ? Dersim’liyim işte. Saklar oldum ben bu durumu herkesten. Alevi’yim ben, hem Kürt hem de Zaza’yım.” Saklanılacak birşey miydi acaba Cemal’in yaptığı. Cemal orta direk bir ailenin erkek çocuğu olarak dünyaya geldiğinde ailesi çok sevinmişti.  Amcası memo biraz koyu duygulara sahipti ve 1937 Dersim isyanında başı çekenlerdendi. Hepsi aynı evde kalıyorlardı. Günler geçti ve Dersim isyanından ötürü Memo’ya sürgün kararı verildi. Memo ve Ağabey’i Bilecik’e doğru gönderildiler. İşte burada başlamıştı bizim Cemal’in hayat hikayesi. Sürgün zamanı o unutulmaz tren yolculuğu, askerler nezaretinde uzun uzun gidilen yollar, polis arabalarının korkutucu siren sesleri, arka fonda havlayan köpekler, annesinin hastalığı... Cemal’in çocukluk dönemine de denk gelince tüm bunlar ister istemez etkisi daha büyük olmuştu. Bilecik’e yerleşmeleri ve Cemal’in büyümesi derken aradan bir hayli zaman geçmişti. Cemal annesini daha küçük denilecek yaşta ilk okula başlamadan bir sene evvel kaybetmişti. Babası uzun yol şöförü, amcası ise haftada bir eve gelir ya da gelmez ne yaptığı belli olmayan bir adamdı.  Cemal’in yalnız kalmaması için babası bir evlilik yaptı ve Cemal’in üvey annesi çok acımasız bir kadın olduğunu daha evliliğin 3’üncü ayında göstermişti. Babası  yeni evlendiği karısı ile de görüşüp Cemal’in devlet parasız yatılı okullarında
Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler uyduruyorsun. Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini kötülemeye özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. Üstelik bu yasalar ne kadar özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde arıtıyor senin. Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. Bak, bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor. (Kitap 3, bölüm 5)
Sayfa 31