Kitabın başında yazar sanat hakkındaki görüşlerini aktararak başlıyor. Sanatın sanatçıyı yansıtmak yerine gizlemesi gerektiğini söylüyor. Bunu dedikten sonra kendi sanat eserini öyle bir saydamlıkla orta koyuyor ki.. Okurken sanki kitabı kağıt sayfalardan değil de yazarın ruhundan okurmuş gibi bir hisse kapılmadan edemedim. Kitapta anlatılan olay 3'lü bir çatışma içeriyor. Bu çatışmanın orta karakteri olan Dorian, mitolojideki narsisos karakterinin yansıması. Diğer bir karakter olan Lord Henry ise vesvese veren şeytanı imgeliyor. Kitap boyunca Dorian'ı kötü yola sürüklemek onun görevi. Buna karşılık Basil karakteri melek tasfiri.
Kitap birçok sanat dalı hakkında çeşitli görüşler ve bakış açıları içeriyor. Özellikle Dorian ağzıyla anlatılan bu sanat dalları çok ilgi çekici. Okurken kültür seviyem hepsini algılamaya ve yorumlamaya yetmedi desem yeridir.
Kitabın içine ölüm korkusu ve gençliğe duyulan sevgi, kötülük ve ahlak hakkındaki yargılar, bir insanın nasıl manipüle edilebileceği, bol bol sanat, ve yazarın kendi duygu-düşünceleri ( kendi aksini iddia etse de) ahenkle yerleştirilmiş. İçerik olarak bu kadar dolu olmasına rağmen karmaşıklık hissi vermedi. Okurken her kesime hitap edebilecek bir katmana sahip olduğunu hissettim daha çok.
Dorian karakteri psikolojik açıdan da incelenebilir. Kitapta çok kısa bir bölümde çocukluğundan ve annesinden bahsedilmiş. Zor bir çocukluk geçirmiş, kendini keşfetme sürecini geciktirmiş, genç-ergen bir karakter. (detayları okuyucuya bırakıyorum) Kitapta Henry ile tanışınca içindeki kötüyü keşfetme sürecini izliyoruz. Bunu yaparken ilk günah olan "kibir" duygusunun esiri oluyor. Kendi gençliğine aşık olup yaşlanmaktan ve çirkinleşmekten korkuyor. Kötülük yavaş yavaş karakterimizi esir ettikçe portre ile ruhunun çirkinliğini