Evet, çok inatçıydım tüm kırılganlığıma rağmen. Ya da tüm kırılganlar gibi mi demeliydim? İnadımın tırnaklarıyla tutunuyordum sanki bu bir türlü anlayamadığım, hoyratlığıyla başımı döndüren, muhteşem ve korkunç hayata.
"Yıllar önce ben de bir kuyuya düşmüştüm." Demek isterdim ona, kulağına eğilerek. "Bile isteye. Kimse itmemişti beni, yani kendim atlamıştım. Senin yaşlarında olmalıydım en fazla. Bir süre yalnız kalmıştım orada. Kafam karışıktı, iyi gelmişti o kuyu bana. Beni çıkaracak birini beklemiyordum. Ama beklemediğim içindi belki, bir gün ansızın çıkıp geldi. İşte tam o yosunlu kuyu gibi kokuyorsun bana."
Ben bunu söyler söylemez yüzüme bakarak gülümsesin isterdim.
Sonra gitsin, konuşmasın hiç.
Sadece gülümsesin.
Her vakit, her vakit bu cılız, soluk ve raşitik insanlar için kendi kendime sorduğum budur. Zeynep Kadından yüz kat daha haşin ve merhametsiz olan bu tabiatın sürekli dayakları altında didik didik olmuş bütün bu insanları, koruyan ve hayatlarını devam ettiren gizli kuvvet nedir?