“Ömründen on beş yıl daha eksilmişti. Ne yazık ki, kendisinde hiçbir değişiklik hissetmiyordu, zaman çok çabuk geçmiş, ruhu yaşlanmaya vakit bulamamıştı.”
“Hani yazgının en belirleyici anları, size dokunmadan burnunuzun dibinden geçip gider ve sizi solmuş yapraklardan oluşan bir burgacın bırakırlar ya, işte o yiten korkunç ama dev fırsat duygusunu hissediyordu.”
“Önünde tanrılar gibi, yüzlerce gençlik yılı olsa dahi, ona düşen pay hep küçücük olacaktı. Oysa, onun önünde, basit ve sıradan bir yaşam, cimrice verilmiş bir armağan gibi, yılları parmakla sayılabilecek ve insan tanıyana kadar eriyip gidecek küçücük insani bir gençlik vardı.”
“O zamana değin, çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda, yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiçkimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varamadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti.”
“…birkaç adım yürüyen onlarca nöbetçi görünüyordu. Bir sarkacın hareketi gibi sonsuz izlenimi veren bu yalnızlığın büyüsünü bozmaksızın zamanın akışını parçalara bölüyorlardı.”