“En azından öylece aklıma geliverdiğinde böyle düşünüyorum. Ne var ki, kırıldığım zamanlarda, o dönemlerde yaşadığım kırgınlıklar canlanıyor yeniden; kendimi suçlu hissettiğimde, o dönemlerdeki suçluluk hislerim canlanıyor ve şu andaki özlemimde, şimdiki sıla hasretimde, o zamanların özlemini ve sıla hasretini duyumsuyorum. Hayatlarımızın katmanları öylesine üst üste yığılmış ki, sonradan yaşadıklarımızda eskilerle karşılaşıyoruz durmadan: halleşip bir kenara bıraktığımız yaşantılar olarak değil, güncel ve canlı deneyimler olarak.”
“Hanna’yı küçük bir kovuğa kapatmıştım; benim için bir önem taşıyan, bana bir şeyler veren ve uğrunda bir şeyler yaptığım bir kovuktu bu, ama hayatımdaki bir yer değildi.”
“Selamlar ve kasetlerden oluşan bu küçük, hafif, korunaklı dünyanın, gerçek bir yakınlığı kaldıramayacak kadar yapay ve kırılgan olmasından korkuyordum.”
“Doğru zaman kaçırılmışsa, diye düşündüm, eğer insan bir şeyi kendinden bunca zaman esirgemişse eğer, büyük bir güçle başlasa ve coşkuyla desteklense bile, artık çok geç kalınmış demektir. Yoksa ‘çok geç’ kalınmaz mı hiçbir zaman; yalnızca ‘geç’ mi kalınır ve ‘geç’ olması, her şeye karşın hiç olmamasından daha mı iyidir? Bilemiyorum.”