Bugünün nesli anne-babadan hatta sınıfta ona ders veren eski nesil öğretmenden daha fazlasını bilmektedir ve bu farklılık,kontrolümüzün dışına çıktığında başımıza gelmiş bir bela demektir.
Hiçbir anne-baba,çocuğun sahibi değildir.İnsanın akşam yatıp uyuduğu evinde ölerek gecenin sabahında çocuğunu annesiz-babasız bırakma ihtimali vardır;bu nasıl bir sahipliktir ki çocuğu bırakıp gitme riski taşımaktadır.Kalp krizi geçirdiği,ağır hastalığa tutulduğu zaman yavrusunu hatırlamıyor olmak sahiplikle bağdaşır mı?Ezeli,ebedi,Kahhar ve Aziz birinin olduğunda çocuk,üzerinde sahiplik gerçekleşebilir.Anne-babalığın haddini bilmek bunu bilmektir.
İnsan engelli doğan bir çocuk sayesinde,onu Rabbinin emaneti olarak bağrına bastığında bu sebeple belki cennete girecekken isyan edip kıymetini bilmediğinden,daha anne karnındayken aldırmayı denediği hatta cüret ettiği için bile bile cennetini tepmiş olabilir.
Bir mümin olarak benim,dünyanın en zeki çocuğunun babası olduğum zaman hissettiğim mutlulukla,dünyanın en zor engeliyle doğan çocuğun babası olduğumda hissettiğim aynı değilse ortada pratiği bir türlü görülmeyen iman var demektir.Allah beni kulu,insan ve mümin olduğum için görmek isterken ben onun bana yalnızca zeki,saçları iyi taranan çocuk verdiğinde hamd eden kulu isem,Allah'ın beni görmek istediği gibi değilim demektir.
Çocuklarımız insan yetiştirme görevini anne-babadan iyi yapacağını,aileye çocuk teslim edilemeyeceğini,ailesinin sadece temizliğini yapıp beş yaşından sonra çocuğu ona teslim etmesi gerektiğini bildiren Batı kültürü ve onu benimsemiş anlayışlar nedeniyle anaokulu günlerinden itibaren tıpkı yarış atları gibi bakılarak zekiler ve zeki olamayanlar,işe yarayacaklar ve yaramayacaklar diye ikiye ayrılmışlardır.