Bektaş

Bektaş
bektasakblue
İstanbul
8 Nisan 1999
78 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Türkiye'de Batılılaşma Osmanlı Sarayı'nda başladı. Batılılaşmanın gerekçesini bu dönemin sonlarına doğru öne çıkan bir grup aydın olan (yalnızca altı kişi olduğu rivayet edilmektedir) Jön Türkler sağladı. Bunlar Türkler arasında Aydınlanma fikirlerini benimseyen ve Batılı fikirlerin İslam'la sentezlenmesini amaçlayan ilk kişilerdi. Jön Türkler -Şinasi, Ali Suavi, Fuad Paşa, Mustafa Reşid, Ziya Paşa ve Namık Kemal- aslında olağanüstü filozof veya düşünürler değildi. Ama Osmanlı İmparatorluğu'nun çürümesi ve despotizminin büyük ölçüde sorumlusu olarak görülen din alimlerinin onlarla yarışacak güçleri yoktu. İmparatorluğa ve hükümete karşı eleştirilerini dile getirmek için medyayı kullanmayı bilmiyorlardı. Elbette bu durumun Ahmet Cevdet Paşa gibi muazzam istisnaları da vardı. Ahmet Cevdet Paşa Osmanlı İmparatorluğu'nun eğitim yapısını oluşturan medrese sisteminin, geleceğin ihtiyacı olan aydın tipini üretemeyeceğini savundu. Türkiye "geçmişi yıkmadan geleceğe hazırlanmaya" başlamalıydı. Ancak onun gibi alimlerin sayısı çok azdı. Alimlerin pek çoğu despot padişahların hükmünü meşru gösteren fetvalar vermekten memnundu. Bir imparatorluk ne kadar güçlü olursa olsun, iktidardakilere yaltaklık yapan veya akıllarını başka bir medeniyete satan alimler ürettikçe, fiziksel ve entelektüel boyunduruk altına girilmesi kaçınılmazdır. Atatürk, padişahların başlattığının mantıksal sonucudur. Laikliği Mustafa Kemal icat etmiş gibi görüldü. Atatürk, Türkiye için bir gereklilik ve yüz yıllık çürüme ve yozlaşmanın doğal sonucu idi.
Sayfa 260 - Mahya Yayıncılık·Kitabı okudu
Reklam
Eşari Cübbai'ye birisi hakiki mümin, erdemli ve dindar; ikincisi kafir, çapkın ve sefil; üçüncüsü ise bir bebek olan üç kardeşin durumunu sordu. Üçü de vefat etmişti ve Eşari onlara ne olacağını bilmek istiyordu. Cübbai cevap verdi: "Erdemli kardeşin cennette yüksek bir makamı var; kafir cehennemin dibinde ve çocuk ise kurtulmuşlar arasında." Eşari, "Farz edelim ki o çocuk erdemli kardeşinin işgal ettiği makama çıkmak istiyor, bunu yapabilir mi?" diye sordu. "Hayır" diye cevap verdi Cübbai, "Ona şöyle denecektir: "Kardeşin bu makama Allah'a kulluk yolunda gerçekleştirdiği sayısız ameliyle ulaştı ve seni oraya çıkaracak böyle bir amelin yok". Eşari "O zaman farz edelim ki, çocuk şöyle dedi: Bu benim hatam değil; bana yeterince uzun süre yaşama izni vermediğiniz gibi kulluğumu ispat edecek araçları da vermediniz". Bu durumda" diye cevap verdi Cübbai, "Cenab-ı Hak şöyle buyururdu: Eğer sana yaşama izni verseydim, isyankar olacağını ve cehennemde ağır cezayı hak edeceğini biliyordum. Bu yüzden, böyle olması senin yararınadır". "Peki" dedi Eşari, "Farz edelim ki, kafir kardeş şöyle dedi: Ey kainatın Rabbi! Onu neyin beklediğini biliyordun. O zaman neden onun yararını düşünürken benimkini de düşünmedin?" Cübbai'nin verecek bir cevabı yoktu. Bir cuma günü, Basra Ulu Camii'nde vaaz verdiği kürsüde otururken, Eşari yüksek bir sesle şöyle haykırdı: Benim kim olduğumu bilenler biliyor; bilmeyenlere de ben söyleyeyim. Ben, Ali b. İsmail el-Eşariyim ve Kur'an-ın mahluk olduğunu, insanların Allah'ı göremeyeceğini ve günahlarımızın failinin kendimiz olduğunu savunurdum. Şimdi ise hakka döndüm: Bu görüşlerimi terk ediyorum ve mutezilenin görüşlerini çürütmeyi, rezilliklerini ve ahlaksızlarını teşhir etmeyi görev biliyorum.
Sayfa 253 - Mahya Yayıncılık·Kitabı okudu
Aslında şeriat, İslam toplumlarına yol gösteren bir prensipler seti, bir değerler çerçevesinden başka bir şey değildi. Ancak bu prensip ve değerler seti statik ve önceden belirlenmiş değil, değişen şartlara göre dinamik olarak türetilen prensip ve değerlerdi. İslam'ın temel kaynaklarını yeniden yorumlama görevi de uzun süre önce ölmüş itibarlı şahsiyetlere veya bu klasik alimler namına mollalara değil, her bir Müslümana düşüyordu. Müminler körü körüne taklitçilikle yetinemez; İslam'a dair sürekli taze bir bakış açısı kazanmak için durmaksızın çaba gösteren bilgili yorumcular olmak zorundadır. Suyun yeni mecrasının önünü tıkayan engeller, her zaman olduğu gibi, derine kök salmış dini siyasal güç yapılarından gelmektedir. Bu yüzden bu engelleri kaldırmak için daha çok çalışmaya karar verdim.
Sayfa 247 - Mahya Yayıncılık·Kitabı okudu
"Bu yüzden, günümüz Müslümanlarının anladığı şekliyle şeriatın, aslında İslam'ın hakikatiyle bir ilişkisi yok. Büyük ölçüde fıkıhtan, tarihsel olarak dondurulmuş hukuki düşünceler ve hükümlerden oluşuyor. Öyle mi?" diye sordum. "Elbette bu, geleneksel otoriterliğin teorik temelini oluşturan mekanizmadır. Bu yüzden, o tarihten bu yana İslam ilahiyatı ve hukukun pek gelişme göstermemesine şaşırmamak gerekir." İkimiz de şeriat metodunun cesur, yenilikçi, spekülatif düşünceyi teşvik etmediğinde birleştik. Özü itibariyle somut "yap" ve "yapma"lardan oluşması, yaratıcı düşünceye ket vurmakta, yaşama genel bakışları bağlamında şeriat yönelimli bireyler ve kültürleri tutucu ve gerici hale getirmektedir. Sonuç olarak şeriat bir özgürleştirme girişimi olmaktan çıkıp, baskı aracına dönüştü.
Sayfa 245 - Mahya Yayıncılık·Kitabı okudu
Şimdi bir tarih turuna çıkarılıyordum. Perviz Manzur, Resulullah'ın döneminde şeriat olmadığını söyledi. Peygamber'in vefatından hemen hemen 150 yıl sonra ortaya çıkan İslami "bilgi" ve "anlayış"ın toplamına bile şeriat adı verilmiyordu. Bu bilgi büyük ölçüde kişisel, özgür ve bir şekilde özneldi. İlk nesnelleştirme ve yasalaştırma çalışması, bu birikmiş bilginin tarihle karıştırıldığı Abbasi döneminin başlarında gerçekleşmişti. Bu dönemden itibaren, ilim öğrenilmesi İslam'ın tarih üreten bir girişimi olmaktan çıkmış, İslam tarihinin bir ürününe dönüşmüştü. Böylece tarih, dini araştırma ve öğrenmenin yerine geçmişti. İlim öğrenmek, muhakeme ve anlama süreci olarak değil, fıkhi hükümlerin tarihte dondurulmuş yapısını öğrenmek, daha önceleri entelektüel metotlarla keşfedilen Allah'ın iradesi ise, önceden belirlenmiş emirler ve yasaklar olarak anlaşılmaya başlamıştı. Perviz "İşte semavi esasların bu cisimleştirilmiş hali, şeriat olarak tanınır hale geldi." diyerek açıklamasına devam etti.
Sayfa 245 - Mahya Yayıncılık·Kitabı okudu
Reklam