Eşari Cübbai'ye birisi hakiki mümin, erdemli ve dindar; ikincisi kafir, çapkın ve sefil; üçüncüsü ise bir bebek olan üç kardeşin durumunu sordu. Üçü de vefat etmişti ve Eşari onlara ne olacağını bilmek istiyordu. Cübbai cevap verdi: "Erdemli kardeşin cennette yüksek bir makamı var; kafir cehennemin dibinde ve çocuk ise kurtulmuşlar arasında." Eşari, "Farz edelim ki o çocuk erdemli kardeşinin işgal ettiği makama çıkmak istiyor, bunu yapabilir mi?" diye sordu. "Hayır" diye cevap verdi Cübbai, "Ona şöyle denecektir: "Kardeşin bu makama Allah'a kulluk yolunda gerçekleştirdiği sayısız ameliyle ulaştı ve seni oraya çıkaracak böyle bir amelin yok". Eşari "O zaman farz edelim ki, çocuk şöyle dedi: Bu benim hatam değil; bana yeterince uzun süre yaşama izni vermediğiniz gibi kulluğumu ispat edecek araçları da vermediniz". Bu durumda" diye cevap verdi Cübbai, "Cenab-ı Hak şöyle buyururdu: Eğer sana yaşama izni verseydim, isyankar olacağını ve cehennemde ağır cezayı hak edeceğini biliyordum. Bu yüzden, böyle olması senin yararınadır". "Peki" dedi Eşari, "Farz edelim ki, kafir kardeş şöyle dedi: Ey kainatın Rabbi! Onu neyin beklediğini biliyordun. O zaman neden onun yararını düşünürken benimkini de düşünmedin?" Cübbai'nin verecek bir cevabı yoktu.
Bir cuma günü, Basra Ulu Camii'nde vaaz verdiği kürsüde otururken, Eşari yüksek bir sesle şöyle haykırdı:
Benim kim olduğumu bilenler biliyor; bilmeyenlere de ben söyleyeyim. Ben, Ali b. İsmail el-Eşariyim ve Kur'an-ın mahluk olduğunu, insanların Allah'ı göremeyeceğini ve günahlarımızın failinin kendimiz olduğunu savunurdum. Şimdi ise hakka döndüm: Bu görüşlerimi terk ediyorum ve mutezilenin görüşlerini çürütmeyi, rezilliklerini ve ahlaksızlarını teşhir etmeyi görev biliyorum.