Bektaş

Bektaş
bektasakblue
İstanbul
8 Nisan 1999
78 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Afganlar Türkiye'ye Neden Geliyor?
Puan vermedi·190 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
"Coğrafya kaderdir." sözünü iliklerimize kadar hissettiğimiz bir kitap ile karşı karşıyayız. İşgal, ölüm, eğitimsizlik, cehalet ve fakirlik; halkın üzerine yapışan ve çıkarılması zor olan bir leke gibi Afgan halkını terk etmek istemiyor. Yüz ölçümünün büyük bir kısmını dağların oluşturduğu Afganistan'ın zorlu coğrafi şartları sanki halkının kulağına yaşayacağı çileleri fısıldıyor. 43 yıldır farklı toplumların işgali ve kendi içlerinde yaşadıkları çekişmelerden dolayı rahat bir nefes alamayan Afganlıların geleceği hakkında ümitvar olmak istesek de kısa sürede bunun gerçekleşeceğini beklemek ne yazık ki hayalden öteye geçemiyor. Erhan İdiz'i birçoğumuz sosyal medya vesilesiyle tanıyoruz. Yüksek Lisans'ta tez konusu olarak Afgan göçüne dair bir çalışma yapan İdiz, tezini doğrudan kitap olarak bastırmak yerine okuyucuya hitap edecek şekilde yeniden düzenleyerek bizlere sunuyor. İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde Afganistan'dan Türkiye'ye gelen 13 kişinin hikayesi yer alırken hikayelerden akademik dile geçiş yapılan ikinci bölümde göç konusu, Afganistan hakkında kısa bir bilgi ve Afganların Türkiye'ye geliş sebepleri ele alınıyor. Afganistan'dan Türkiye'ye kaçak yollarla giren Afganlıların bu yolculuğu kimi zaman elli-altmış gün sürüyor. Üzerlerinde tek bir kıyafet, yanlarında bir miktar ekmek ve biraz su ile çıkılan bu yolda soğuktan, hastalıktan, açlıktan ölen insanların cesedi yollarda terk ediliyor. Yorularak bitkin düştüğü için yola devam etmekte zorlananlar ise orada yalnızlığa terk ediliyorlar çünkü geride o kişiyle birlikte kalmanın sonucu bilinen bir hakikat ki o da ölmek demek. Türkiye'ye sağ salim bir şekilde ulaştıklarından dolayı kendilerini bekleyen sıkıntıları henüz bilmedikleri için sevinseler de asıl zorluk bundan sonrasında başlıyor desek
İnsan ve Hayat
Sınır Kapısındaki Deniz KızıErhan İdiz · Vadi Yayınları · 2023147 okunma
Bektaş isimli okura yanıt verildi
Bektaş
Merhaba Rabia Hanım, Bana katılmadığınız noktalar hakkında bir şeyler demek istiyorum. 1)Ülkemizdeki suçların yüzde doksanının bizim ülkemizde yaşayan insanlardan kaynaklandığını söylemişsiniz. Bu konuda bir şey diyemiyeceğim çünkü elimde bir veri yok. Fakat burada toplam suçun ne kadarının bizim ülkemizdeki insanlara ait olduğu ne kadarının yabancılara ait olduğu yaklaşımı pek sağlıklı değil. Mantıklı olan yaklaşımın yabancıların kendi içlerindeki suç oranlarını tespit etmek. Ancak böyle sağlıklı bir sonuca ulaşabiliriz. Çünkü şu an için zaten sayıca TC vatandaşları fazla olduğu için suçta da TC vatandaşı ağırlıklı çıkar. Ki bir diğer noktada da televizyonda yapılan haberlerde maalesef defalarca kez haber kanallarının bilinçli olarak yabancı kelimesi kullanmadığını farkettim. Örneğin kavga çıkmış ve yaralama durumu olmuş, haber kanalları bunu gruplar arası çıkan kavga olarak sunuyor, bu durumun yabancılardan kaynaklandığını özellikle saklıyorlar. Şimdi bu noktada aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Eğer haber kanalları bunu saklıyorsa siz nasıl bilebiliyorsunuz diye. İnternet haber sitelerinden öğreniyorum. Yani konvansiyonel medyayı takip etmeye mecbur kalsak bunların hiçbirini bilemeyeceğiz. Sonuç olarak her ne kadar elimde bir veri olmasa da gördüğüm haberler ve daha haberi yapılmayan nice olaylardan yaptığım tahmin yabancıların suç işleme oranının yüksek olduğu. 2)Şeriat kısmında şeriat azınlık bir grubun isteğiyle olmaz demişsiniz doğru buna katılıyorum. Fakat ortada şöyle bir denklem var: Benim görüşüm Erdoğan’ın kafasında her zaman bir şeriat, doğrudan şeriat olamasa dahi İslami yönetimin ağırlaştırıldığı bir ülke düzeni olduğu konusunda. Fakat 100 yıldır cumhuriyette yaşamaya alışmış insanlara bunu yaptırabilmesi sizin de ifade ettiğiniz gibi pek mümkün değil. En basitinden Akp’ye oy veren insanların çoğunluğunun şeriatı istemeyeceği görüşündeyim. Fakat bu noktada şu an olan durum şu: Bu vatanla, milletle hiçbir organik bağlılığı olmayan ve şeriat düzeninden gelen milyonlarca insan var. Ve bu insanlar sadece Türkiye’de değili nereye giderlerse gitsinler şeriat istiyorlar. Avrupa’da dahi bunun için eylem yapıyorlar. Yani bu insanlarda ben bu ülkeye sığındım, bu ülkenin var olan düzenine saygı duymalıyım gibi bir bilinç katiyen yok. Hristiyanların ağırlıklı yaşadığı yerde bile umursamadan şeriat gelmeli diyorlar. İşin ironik tarafı bu insanların çoğu şeriat olan yerde durmayıp laik ülkeleri tercih ediyorlar sonra gittikleri yerde gene şeriat talep ediyorlar. Böyle saçma sapan ironik bir döngü var. 3)Parti/özerklik konusu kısa vadede olacak bir şey değil elbette. Fakat mesele yarını kurtarmak değil Türk milletinin geleceğini tehlikeye atmamak. Daha geçen gün internet haber sitelerinin birinde bir bölgenin Afgan ya da yabancı dernekleri başkanı olması lazım (emin değilim) bir bölge için kendi adaylarını çıkarma çağrısında bulundu. Sayıca çok fazlayız seçimi kazanırız dedi. Ben bu ihtimali sadece az önce bahsettiğim haber sitelerine bağlamıyorum. Bir noktada yabancıların bunu denemesi çok çok olası. Çünkü bu durumun kendileri için getireceği avantajlardan, fırsatlardan doğal olarak yararlanmak isteyecekler. 4)İşsizlik konusunda özellikle işverenler ve milletimizin bir kısmının büyük bir algı kurbanı olduğu kanaatindeyim. Mesele Türk işçinin çalışmaması değil, mesele Türk işçinin yabancıların şartlarında çalışmak istememesi. Daha fazla maaş talep ediyorlar haklı olarak. İşverenlerde zaten daha az maaşa sigortasız çalışacak kişileri tercih ediyor çünkü çok daha fazla kar elde ediyorlar. Daha sonra da işverenler bu karlı düzenleri bozulmasın diye bizim milletimiz çalışmak istemiyor palavrası atıyor. Aslında olan işverenlerin kendi şartlarını kabul ettirecek “köle” Türk işçi bulamamaları. Sektörel olarak yabancıların çalıştığı bir yer olmasa da Türkiye’deki duruma örnek teşkil edecek bir örnekten bahsedeyim. Çok yakın bir arkadaşımın annesi çok ünlü bir süpermarket zincirinde mağaza çalışanı olarak çalışıyor. Kadının haftada bir izni var ki o da sabit bir gün değil. Yani bir izninden diğer iznine 1 haftadan fazla zaman geçtiği oluyor. 8 saatlik çalışması bittikten sonra nadiren işten çıkabiliyor çünkü süpermarket en başta bu konuda avantaj elde etmek için kadına birçok belge imzalatmış. Zaten bu kadına özel yaptıkları bir durum değil standart bir prosedür. Bu sebeple fazla mesai ücreti diye bir kavram yok. Bazı günler 12 saate varan çalışmaları oluyor. 2 ayda 1 sayım olduğu için o zamanlar tüm gün çalışıyor. Mobbing, kasada açık çıkarsa çalışanların cebinden ödemek zorunda olması, acil bir durum olduğunda çalışma saati dışında da çağrılması da cabası. Kadının tüm bu şartlar için aldığı para ise sadece 20 bin lira. Asgari ücretin 17 bin lira olduğu yerde bu kadar fazla çalışmaya verdikleri para evet sadece bu kadar. Tüm bu sebeplerden dolayı da o çok ünlü süpermarketin mağazalarında sürekli bir sirkülasyon var. İnsanlar sık sık işten çıkıyor ve yenileri giriyor. Süpermarket zaten çalışacak bir sürü insan var avantajından yararlanarak şartları iyileştirmeye asla yanaşmıyor. Şimdi düşünün bir Türk çalışan bu şartlarda çalışıyorsa yabancıların çalıştıkları şartları bir hayal etmeye çalışın. Türk işçilerin neden yabancıların çalıştıkları yerde çalışmak istememesi çok aşikar bir şekilde ortada. Yani yabancıları bu ülkeden gönderdiğimiz takdirde o işverenler hiç istemese de Türk işçileriyle ortak bir noktada anlaşmak zorunda kalacaklar çünkü artık sömürebilecekleri bu kötü şartlarda çalışmaya mecbur yabancılar kalmayacak ellerinde. Yani yabancılar şu an ülke ekonomisini ayakta tutmuyor sadece Türk işçilerinin istihdamını baltalıyorlar hepsi bu.
Afganlar Türkiye'ye Neden Geliyor?
Puan vermedi·190 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
"Coğrafya kaderdir." sözünü iliklerimize kadar hissettiğimiz bir kitap ile karşı karşıyayız. İşgal, ölüm, eğitimsizlik, cehalet ve fakirlik; halkın üzerine yapışan ve çıkarılması zor olan bir leke gibi Afgan halkını terk etmek istemiyor. Yüz ölçümünün büyük bir kısmını dağların oluşturduğu Afganistan'ın zorlu coğrafi şartları sanki halkının kulağına yaşayacağı çileleri fısıldıyor. 43 yıldır farklı toplumların işgali ve kendi içlerinde yaşadıkları çekişmelerden dolayı rahat bir nefes alamayan Afganlıların geleceği hakkında ümitvar olmak istesek de kısa sürede bunun gerçekleşeceğini beklemek ne yazık ki hayalden öteye geçemiyor. Erhan İdiz'i birçoğumuz sosyal medya vesilesiyle tanıyoruz. Yüksek Lisans'ta tez konusu olarak Afgan göçüne dair bir çalışma yapan İdiz, tezini doğrudan kitap olarak bastırmak yerine okuyucuya hitap edecek şekilde yeniden düzenleyerek bizlere sunuyor. İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde Afganistan'dan Türkiye'ye gelen 13 kişinin hikayesi yer alırken hikayelerden akademik dile geçiş yapılan ikinci bölümde göç konusu, Afganistan hakkında kısa bir bilgi ve Afganların Türkiye'ye geliş sebepleri ele alınıyor. Afganistan'dan Türkiye'ye kaçak yollarla giren Afganlıların bu yolculuğu kimi zaman elli-altmış gün sürüyor. Üzerlerinde tek bir kıyafet, yanlarında bir miktar ekmek ve biraz su ile çıkılan bu yolda soğuktan, hastalıktan, açlıktan ölen insanların cesedi yollarda terk ediliyor. Yorularak bitkin düştüğü için yola devam etmekte zorlananlar ise orada yalnızlığa terk ediliyorlar çünkü geride o kişiyle birlikte kalmanın sonucu bilinen bir hakikat ki o da ölmek demek. Türkiye'ye sağ salim bir şekilde ulaştıklarından dolayı kendilerini bekleyen sıkıntıları henüz bilmedikleri için sevinseler de asıl zorluk bundan sonrasında başlıyor desek
İnsan ve Hayat
Sınır Kapısındaki Deniz KızıErhan İdiz · Vadi Yayınları · 2023147 okunma
Bektaş
RabiaRabia Empati yapma çabanızı iyi niyetli fakat ülke çıkarları adına mantıksız ve zararlı buluyorum. Bu kontrolsüz göç olayının korkunç etkilerinin farkında olmadığınız kanaatine vardığım için şu an ülkenin en büyük sorunu olarak gördüğüm kontrolsüz göçle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İlk olarak ülkemize gelen kişilerin çoğunu Afgan, Pakistanlı, Iraklı milletinden kişiler oluşturuyor. Bu kişiler savaşın, cehaletin içinden geliyorlar. Büyük bir çoğunluğu normal ruh sağlığına sahip kişiler değiller. -ki olsalar gene farketmezdi- örneğin bir insanın ölümü bizler için çok büyük bir olayken bu insanların normali, büyütülecek bir durum olmayabiliyor. Ya da çocuk yaştaki bir kızla cinsellik yaşamak onların normali olabiliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi şu an "bilinçli" bir şekilde sınırlar korunmuyor ve ülke bu insanlarla doldurulmak isteniyor. Haliyle sapığı, katili, teröristi de elini kolunu sallayarak geliyor. -Daha geçen günlerde bir Işid mensubu teröristin Akkuyu Nükleer santralinde çalıştığı tespit edilip yakalandı. Ki içerde tutarlar mı orası da ayrı bir konu- Ki bunun sebebi de bana göre Türkiye'de oluşturulmak istenen bir düzen var. Özellikle kötü hayat şartlarına sahip farklı müslüman milletlerden kişileri ülkeye alarak bir şeriat düzeni kurulması amaçlanıyor. Bu noktada da ulus kavramı olan Türklük bu potada eritilecek. Türkiyeli vb kavram tartışmalarının arka planında yatan düşünce de budur. Şeriat düzeni sizin arzuladığınız bir yönetim biçimi olabilir bunu bilemiyorum ama sizin temin ederim ki bahsettiğim senaryonun sonu facia olur, başka bir şey değil. Benim müslümanlara garezim olduğunu düşünebilirsiniz. Ama ben Rus ve Ukraynalısı da dahil ülkemde hiçbir kaçağı ve kontrolsüz şekilde alınan mülteciyi istemiyorum. Bunu da ülkemin bekası için istiyorum. Suriye iç savaşının körüklenmesinde bizim de önemli bir etkimiz olduğu için ülkenin etnik yapısına zarar vermeyecek bir miktarda -örneğin 50.000 Suriyeli olsun-getto oluşturmaları engellenecek ve ülkemize entegre olacak şekilde bir nüfus planlamasıyla ve farklı illere dağıtılacak bir politika eşliğinde ülkemizde kalmalarına soğuk bakmıyorum. Bu şekilde bizde elimizi taşın altına sokup insanlık yapmış oluruz. Ama geri kalanları kesinlikle ülkeden çıkartılmalılar. Aklıma gelen sebep olacakları zararlardan bahsedeyim -ki oluyorlar da- 1)Türkiye'nin etnik yapısının bozulması. 2)Taciz, tecavüz, cinayet, hırsızlık gibi suçların artması 3)Şeriat istemeleri 4)İlerde kendi partilerini kurup özerklik isteyebilecek olmaları bunun için çatışabilecekleri 5)Işid gibi korkunç terör gruplarının içeriye soktuğu teröristlerle ülkemizde terör eylemleri yapması (Daha geçen günlerde kilisede öldürülen bir vatandaşımızın öldürülmesini Işid üstlendi) 6)Kaçak ve çok ucuza çalışarak işsizliğin artmasına sebep olmaları ve ülke ekonomisine büyük zarar vermeleri 7)Aldıkları yardımın, ve ücretsiz devlet hizmetlerinin ülkemiz ekonomisi için büyük bir yük oluşturması ve kendi vatandaşımızın bundan kaynaklı bu hizmetlerden verimli bir şekilde faydalanamamaları. Metropol şehirlerde aylar hatta 1 yıl sonrasına randevu veriliyor. Umarım bu kontrolsüz göçün ciddiyeti konusunda sizde bir farkındalık oluşturabilmişimdir.
İlber Ortaylı
9/10
·288 syf.··
2022 48. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2022 17:57
Öncelikle okudukca ne kadar boş yaşadıgımı anladım. Gerçi Kendini geliştirebilmek için önce sana bunu aşılayacak büyüklerinin olması az da olsa imkanın olması gerekiyor. Neyse geç olsun güç olmasın demişler 40’ ın sonra yabancı dil öğrenenide gördük isteyen tabiki başarır istisnalar kaideyi bozmaz. Ben bu kitapda bir aydınlanma yaşadım. Hem utandım cehaletimen hemde daha geç olmadan okudugum ve öğrendigim için mutlu oldugum bir kitap oldu. Bazıları okumak için dili biraz agır demiş ama kesinlikle katılmıyorum gayet acık ve akıcı bir dil var bir kere bile sözlüge bakmaya ihtiyac duymadım. Son söyleyecegim şey : okuyun okutun ve seyahatte cıkarken yanınızda bulundurun.
1000k
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,1bin okunma
Bektaş
Bir kez bile sözlüğe bakmadığınız için tebrikler. Fakat sizin durumunuzun bu kitabı okuyacak, okuyan insanların ortalamasını yansıtmıyor. Çünkü kitapta şu anki zamanın günlük hayatında kullanılmayan birçok kelimeye yer verilmiş. Şahsen ben birçok kez sözlüğe bakmak zorunda kaldım.