Tuğba Akalan

Tuğba Akalan
@AklnTubitak
İlmek İlmek Acı
“Çoraplarda nakışların en acısı uçuşuyordu, Hatice’yle Iraz örnek falan almıyorlar, nakış üstüne nakış yaratıyorlardı; ağı gibi acı renkler, acı nakışlar.” (Bazı acılar bağırmaz; ilmek ilmek işlenir, renge bürünür, sessizce durur insanın karşısında. Bu nakışlar süs değil, yaşanmışlığın kendisidir; her ilmikte bir yoksunluk, her renkte bir suskunluk vardır. El emeğiyle yaratılan bu acı, kasaba kasaba dolaşır ama herkes göremez. Çünkü gerçek acı, en güzel görünen şeyin içine saklanır ve bakmasını bilene kendini gösterir.)
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“İçine Atanın Sonu”
“Konuşan insan öyle kolay kolay dertten ölmez, bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü sonu felakettir.” (İnsan derdiyle değil, sustuğuyla parçalanır. Konuşmak yükü hafifletir, susmak yükü insanın içine çöktürür. İçine gömdüğün her kelime zamanla zehir olur; geceleri ağırlaştırır, kalbi daraltır, ruhu yorar. Bu cümle şunu söyler: Acı paylaşılınca azalır, saklanınca büyür. İnsan konuşarak yaşar; sustuğunda ise yavaş yavaş kaybolur.)
Bir Oğlun Değeri”
“Benim oğlum bir köyü bir memleketi değerdi çok mu benim oğlum çok mu” (Bu söz bir övünme değil, yüreği parçalanmış bir insanın adalet arayışıdır. Bir evladın değeri ölçülür mü, tartılır mı; bir köy, bir memleket eder mi diye sorulmaz aslında. Ama acı insana sordurur. Bu cümlede bir babanın ya da bir annenin değil, insanlığın vicdanı konuşur. Çünkü bazı kayıplar vardır, karşılığını hiçbir şeyle bulamazsın; sadece “çok mu” diye sorarsın, cevabını bile bile…)
“Rızkın Yetim Kaldığı Yer”
“Benim bebek büyümez mi emmileri gavurluk yapınca benim rızam büyümez mi büyümez mi tarlası olmayınca” (Bu söz bir soru değil, yoksulluğun içinden kopup gelen bir çığlıktır. Bebek büyür mü, rızık çoğalır mı diye sorulmaz aslında; sorulan şey adalettir. Tarlası olmayınca umut da boy atmaz, emek karşılıksız kalınca insanın içi kurur. Bu cümlede bir annenin kaygısından çok, bir düzenin ayıbı vardır; sessiz, çıplak ve insanın içine oturan bir ayıp.)
Yüreğin Emri
“Yüreğim durma diyor Cabbar gardaş dedi, durma.” (İnsanı ayakta tutan bazen aklı değil, yüreğinin fısıltısıdır. Durma dedi mi yürek, yol bitse de yürür insan; korku olsa da adım atar, yara varsa kanata kanata devam eder. Çünkü bazı anlar vardır, durmak ölmekle eşdeğerdir. Bu cümlede bir kaçış değil, bir direniş vardır; vazgeçmemek, geri dönmemek, ne olursa olsun yoluna devam etmek… Yürek konuştu mu, hayat susar.)