Bilim kurgu türü genellikle ilk tercihim olmasa da, Fahrenheit 451 beni şaşırtmayı başaran kitaplardan biri oldu. Ray Bradbury ’nin kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin onları kurtarmak yerine yaktığı distopik dünyası ilk bakışta bir bilim kurgu hikâyesi gibi görünse de, aslında insanın düşünme özgürlüğü, bilgiyle ilişkisi ve toplumun yönlendirilmeye ne kadar açık olduğu üzerine güçlü bir sorgulama sunuyor. Kitabı okurken en etkileyici bulduğum şey, yıllar önce yazılmış olmasına rağmen günümüz dünyasına dair rahatsız edici derecede tanıdık hisler uyandırmasıydı. Hızlı tüketilen içerikler, yüzeyselleşen iletişim ve düşünmek yerine eğlenmeyi tercih eden toplum tasviri, romanı yalnızca bir gelecek kurgusu olmaktan çıkarıp zamansız bir eleştiriye dönüştürüyor. Bilim kurguya mesafeli biri olarak bile kitabın akıcılığına ve düşündürücülüğüne kapıldım; bu yüzden Fahrenheit 451’i yalnızca türün meraklılarına değil, iyi bir fikir romanı okumak isteyen herkese gönül rahatlığıyla önerebilirim.
Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.
Kendimize kabul ettirmemiz gereken en önemli şey önemli olmadığımızdı, ukalalık taslamamamız gerektiğiydi; kendimizi dünyadaki başka hiç kimseden üstün görmemeliydik. Bizler kitap kabından başka bir şey değiliz, kendi içimizde önem taşımıyoruz.