“A savı, o kişilerin varlığını daha anlamlı gösterebiliyorsa bu onlar için gerçektir. B savı, onların varlıklarını güçsüz, yetersiz bir şey olarak gösteriyorsa, bu da sahtedir. Çok açık. Eğer B savının gerçek olduğunu iddia eden biri olursa, insanlar muhtemelen o kişiden nefret eder, görmezden gelir, bazı durumlarda saldırırlar herhalde. Mantıklı ya da kanıtlanabilir olduğu ya da olmadığı, onlar için hiçbir anlam taşımaz. Çoğu insan kendilerinin güçsüz ve yetersiz varlıklar olduğu duygusunu reddetmek, yaşamlarından silmek yoluyla akıllarını başlarında tutmayı başarırlar.”
Dünyadaki çoğu insan kanıtlanabilir gerçeğin peşine falan düşmez. Gerçek denilen, çoğu durumda senin söylediğin gibi güçlü bir acıyı da beraberinde getirir. Dahası çoğu insan acıyı beraberinde getiren gerçeği falan aramaz. İnsanların gereksinim duyduğu, kendi varlıklarının biraz daha derin bir anlamı olduğunu hissettirebilecek hoş, rahatlatıcı öykülerdir. İşte o yüzden din dediğin şey var olabiliyor.”
Demokrat Parti İkinci Dünya Savaşı sonunda ümitler vaat eden dünyanın Türkiye parçasında iktidar oldu. Ülkenin bin yıllık yapısı değişiyordu; köyler makineleşmeye açılıyordu, şehirlere göç başlamıştı. Bu ilk bakışta hiç de hoş bir görünüm değildi. Dikilen gecekondular herkesi dehşet içinde bıraktı ama hiç kimsenin öngörüsü gerçekleşmedi. Gecekondular muhafazakâr partilerin oy deposu oldu.