Kafamın içi sayfalar dolu ama boş sayfalar onları doldurmak için okuyorum.
Okuduğum kitapları ve filmleri paylaştığım İnstagram bloğum @complicatedblog takip ederseniz çok sevinirim.
17 yaşında fizik hocamın çantasında görüp merak ettiğim ve asla baskısını bulamadığım o kitabı dijital olarak yaklaşık 8 sene sonra buldum. Alice’in hikayesinde bence hepimiz geçmişteki ya da varolan ilişkimizden bazı parçalar bulacağız. Sıkıcı ve saçma bir romandan çok derin felsefi bağlantılar, atıflar bulunduran romanı okurken sık sık boşluğa dalıp düşüneceksiniz (şahsen benim öyle oldu). Kitap çok akıcı bir an bile sıkılmadan olaylar o kadar akıcı ilerliyor ki cidden kitabın sonuna geldiğimde nasıl bitti mi yani oldum. İlişki dinamiklerini biraz olsun anlamlandırmak için alice’in hayatı size bir kılavuz olabilir.
“Aşkta güçlü olmanın yolu, hiçbir şeyi umursamama yetisine sahip olmaktan geçer. Sen bana yanımda ne kadar mutlu olduğunu söyle, ben de seni hiç umursamadan konuyu değiştireyim ve o geeeki televizyon programlarından söz açayım, işte o zaman aşkta güçlüyümdür. Diğer alanlardan farklı olarak, aşkta daha güçlü olan taraf karşısındaki üzerinde hiçbir tasarısı ve talebi olmayan taraftır. Aşk iletişime ve anlayışa dayalı olduğu için, konuyu değiştirme ya da telefona iki saat sonra yanıt verme yoluyla iletişim ve anlayış yolunu tıkayan taraf; daha güçsüz, daha bağımlı ve daha muhtaç olan taraf üzerinde yıkıcı bir güç elde etmiştir.”
Bir daha okurum o kadar sevdim.
Akademik mazoşizm, doğruluğun zor kazanılmış bir hazine olduğunu ileri süren metafiziksel bir önyargıyı yansıtmaktadır. Buna göre kolayca okunan ya da öğrenilen bir şey, ipe sapa gelmez, önemsiz bir şeydir.
Buradan varacağımız nokta şudur: Zor bir sevgili; açık, ber rak, ne yapacağı önceden kestirilebilen ve hep tam zamanında arayan bir sevgiliye göre daha değerlidir. Dini romantik zihniye te göre böylesi bir sevgili, hor görülür ve uzak tutulur; tıpkı bir takım akademisyenlerin bazı yazarların yazılarını on iki yaşında ki bir çocuk da kolayca anlayabiliyor gerekçesiyle hor görmeleri gibi.
Neyin 'in' neyin 'out' olduğunu önceden öğrenebileceğiniz bir merkez aramak nafıleydi, bunun yerine dev bir beğeni orga nizmasına bağlıydınız: Sürekli şekil değiştiren ve neye benzeye ceği önceden kestirilemeyen bu canavar, gençliği, ünü, zenginli ği, yaratıcılığı ve güzelliği içeren bir kokteylle besleniyordu.
Başlamak gerçekten her zaman zor bu kitabı yorumlarken bile nasıl başlasam diye düşünüp düşünüp bunaldım ve böyle direkt başlangıcı ‘başlayamamak’ problemi üzerinden yapıyorum şimdi kitabımıza geçelim.
Irv (yazar kendine böyle diyor) bu kitabı bence diyorum kendi ölüme bakış açısını ya da günlük hayatında ölümle karşı karşıya geldiğinde hangi fikirleri geliştirdiğini bizlere sunmak için yazmış. Kendisi 82 yaşındaymış. Kitap 10 öyküden oluşuyor. Genel olarak son öykü hariç yani kitaba asıl adını veren danışan haricinde diğer danışanların sevdiklerini kaybetmeleri ya da kendi ölümleriyle yüzleşmelerinde aldıkları danışmanlıkları kapsıyor. Kitabı çok hızlı bitirdim ve yalan söyleyemeceğim bir sindirememe durumu mevcut. Son okuduğum 2 kitapta ölümle ilgiliydi (bilinçli değil) ve bu üçüncü kitabı okurken ekstra zorlandığımı, sıkıldığımı hissettim. Yazar ayrıca bu hastaların seanslarını gerçekleştirme biçimini de detaylı olarak ele alıyor ve bu alanda bir kariyer düşünenlere kılavuzluk ediyor. Psikolojiye alttan alta ilgim olduğu için bu kısımlar beni sıkmadı açıkçası hikayeyi bölmeden hatta derinlik katarak sizi iyice odanın içine alıp sandalyeye oturtuyor. Yazarın son sözü kitap için o kadar güzel bir inceleme olmuş ki kitabı almayı düşenden varsa bir kitapçıdan son iki sayfayı okuyup kararını verebilir. Kitaba adını veren son öykü ‘düşünceler’ kitabının iki farklı hasta üzerindeki etkisini anlatıyor ve bolca o kitaptan alıntılar içeriyor. İçten içe kitaptan istediğimi de bulamadığımı hissediyorum. İtiraf ediyorum. Keşke kitabı bir anda okuyup bitirmek yerine ara ara açıp bir hikaye okuyup düşünerek okusaydım belki daha derin bir tat alabilirdim. Siz öyle yapın.