Genel anlamda güzel kitaptı. Kralların Yolu Kaladin ağırlıklıyken Parlayan Sözler Shallan ağırlıklıydı. Bu biraz tat kaçırdı ama okumadan önce zaten biliyordum bu kitapta Shallan'ın daha fazla olduğunu ve açıkçası tahmin ettiğim kadar kötü olmadı.
-Bu kısımdan sonrası spoiler içerir-
Jasnah'ın ölmediği çok tahmin edilebilirdi çünkü Shallan gemideyken Jasnah'ın cesedini bulamamıştı.
Shen -Rlain- gerçekten şaşırttı. Kralların Yolu'nu okurken, ağlaması, kafası eğik dolaşması vs. derken çok sevmiştim karakteri. Meğer adam Parshendi casusuymuş. Parshman olması daha ilgi çekici olurdu bence.
İlk kitaptan sonra Elhokar'ın da bir Parlayan olduğundan şüpheleniyordum. Çünkü Elhokar da tıpkı Shallan gibi gördüğü sembollerden bahsediyordu. Sembol dediklerinin spren olduğunu düşünüyordum ama bu kitapta gördüğü şeylerin Kaladin'in gelmesiyle gittiklerini söyledi. Spren olsaydı Kaladin'den kaçmazdı. Elhokar'ın çevresinde, suikast takıntısının sebebi olan çok kötü bir şeyler var bence.
Syl'in ölmediğini tahmin edebiliyordum zaten ama kaybolduğu kısacık zamanda bile özledim onu. Kitabın tadı tuzu Syl.
Ayrıca Shallan'ın spreniyle olan ilişkisini sevmedin. Shallan sprenine hizmetkârı gibi davranıyor. Shallan bir Açıkgöz olduğu için durum normal olabilir ama Syl ve Kaladin'in kısımlarını okuduktan sonra çok göze batıyor.
Ayrıca girilen savaşlarda avantaj hangi tarafta olursa olsun kazanan hep anakarakterler oluyor ve bu bir yerden sonra sıkıyor. Kaladin en imkansız görünen savaşları bile kazanıyor. Shallan her tehlikeden bir şekilde kurtuluyor. Adolin her düelloyu kazanıyor. Dalinar da sürekli kazanıyor. Zaten Dalinar daha ikinci kitapta olmamıza rağmen şimdiden ikinci kez ölümden önceki son konuşmasını yaptı.
Hiçbir iyi anakarakter ölmüyor. Bu da heyecanı kaçırıyor.
Kötü yönleri
#Spoiler
İlk Agatha Christie romanımdı. Katilleri ne yazık ki bulamadım. Hepsinin katil olması şaşırttı. Bir günde bitirilebilecek, çerezlik bir kitaptı. Mükemmel değildi ama idare ederdi bence.
Son okuduğum üç kitabı da (Kılıçtan Taç, Kargalar Meclisi, Suikatsçının Çırağı) beğenmediğim için bu kitaba başlarken baya buhranlardaydım. Kralların Yolu beklentimin üstünde çıktı.
Evren güzel kurgulanmıştı. Sprenler, Parshmenler, Parshendiler, kremcikler, hareket eden bitkiler gibi daha sayabileceğim birçok detayla evren zenginleştirilmişti.
Serinin ikinci kitabı olan Parlayan Sözler'e başlamadan önce araya bir tane Agatha Christie kitabı sıkıştırmak istiyordum ama bu kararımdan caymamak için çaba sarf ediyorum çünkü kitapta şu an aşırı merak ettiğim şeyler var.
-Bu kısımdan sonrası spoiler içerir-
Kral Taravangian beni aşırı şaşırttı. Minnoş, kedi gibi bir adam sanıyordum ama ruh hastası çıktı. Peşinde olduğu amaç uğruna katliam üstüne katliam gerçekleştiriyor. Aslında bir bakıma Dalinar'ın kötü versiyonu gibi. İkisi de yeni bir dünya düzeni oturtmaya çalışıyor.
Shallan kısımlarını okurken sıkılmasam da her Shallan bölümüne geldiğimde sıkılacakmışım gibi hissettim. Shallan'ın sorunu kitaptaki diğer karakterlerin yanında sönük kalması. Kaladin'in bir sonraki planının ne olacağını merak ederken aniden Shallan'ın ailesine kurtarmak için fabrial çalma macerasını kkuayacak olmak çok da cazip gelmiyor.
Çok çok yüksek ihtimalle Shallan'ın bir parekılıcı var. Jasnah'ın cinayet işlediği gece kullanmayı hiç düşünmediği bir silahtan bahsetmişti ve daha sonraki bölümlerden birisinde yaratıklardan (sprenlerden) kaçarken on kalp atışıyla ilgili bir kısım oldu. Muhtemelen babasının bir parekılıcı vardo ve Shallan babasını öldürdüğü için kılıcın sahibi oldu.
Kaladin'in hikayesi baştan sona ayrı bir kitap bile olabilirdi. Normalde şerefli takılan, doğrucu, her şeyin en iyisini yapan karakterleri sevmem ama Kaladin bir istisnaydı. Etiyle, tırnağıyla çıktı en dipten. En