Az önce bitirmiş olmama rağmen ikinci kitabı açıp okuma hevesim kesinlikle yok. Kötü bir okuma deneyimi değildi benim için ama başarısız yönlerini o kadar gördüm ki bir süre sonra tahammül ettiğim bir kitap olmaya çok yaklaştı. Vasat değildi ama tam bir ortalamaydı.
- BU KISIMDAN SONRASI SPOILER İÇERİR -
Öncelikle, kitapta hemen hemen ilk gördüğümüz şey beş kişilik bir arkadaş ortamıydı. Daha sonra bu arladaşlık ortamı, trajik olması planlanan bir şekilde ikiye düştü. "Trajik olması planlanan" diyorum çünkü yazar ölümleri yazmadan önce karakterleri okuyucuya benimsetmesi gerektiğini ya unutmuştu ya da pek önemsememişti. Tamam Böcek belki ikizlere göre biraz daha güzel işlenmişti ama ikizler çok sığ bir şekilde yazılmıştı. Kitabın konusu zaten bu üç karakter öldürüldükten sonra bir intikam olayına dönüşüyor. Yani ikizlerin ölümü aslında dönüm noktası denilebilecek kadar büyük bir olay. Gelin görün ki bu önemli karakterleri daha birbirinden ayırt edemiyoruz. İkisi resmen aynı kişi. Kitabın içinde de zaten genelde Calo'yu Galdo'dan ya da Galdo'yu Calo'dan sonra ve aynı konu hakkında birbirlerinin konuşmalarının devamı denilebilecek şekilde konuşurken gördük. Bu yazarın en büyük eksikliğiydi bence.
Peki Nazca'nın ve Locke'ın evlendirilme meselesi neden vardı? Bir karakterin ayağı taşa bile çarpsa bu olayın büyük veya küçük mutlaka ana konuyla bir alakasının olması gerekir. Nazca'nın ve Locke'ın zorla evlendirilmelerilmeye çalışılmasınınsa kitapta hiçbir alakası yok. Bir gün bu evlilik meselesi açıldı ertesi günse Nazca öldü ve konu olayların gidişatına hiçbir etki etmeden kapandı gitti.
Bir de Locke'ın Capa Raza'yı öldürebilmesi çok saçmaydı. Adam bir korsan. Mutlaka dövüş becerileri vardır. Locke'ın ise dövüş konusunda beceriksiz olduğunu az çok biliyoruz. "Aa bak