Serinin ilk kitabı, Rüzgarın Adı'yla Kvothe'nin neler yaşadığını az çok öğrenmiştik. Fakat ilk kitap daha buzdağının görünen kısmıymış. Yolculuğun derinliği ikinci kitapta yüzümüze güzel bir şekilde vuruluyor. Kvothe'yi daha yakından tanırken aynı zaman yaşadığı evreni keşfediyoruz. Aldığı her karar, yaptığı her eylemi deneyimleyip bazen gülüp bazen ağlıyoruz. Hatta bazen kendisine sinirlenip "bu da böyle yapılmaz ki" dediğiniz oluyor. Her duyguyu dolu dolu hissediyoruz. Yetmiyor hayal gücünüz bayram ediyor.
SEVDİĞİM YÖNLER
-Hayal gücünüz bayram ediyor derken demek istediğim yazarın sunduğu sade dil evrene girmenizi, anlamanızı kolaylaştırıyor. Farkında olmadan orada olan bir karakter gibi hissettiriyor. Bu o kadar iyi sunuluyor ki sıkılmanız mümkün olmuyor.
-Kvothe karakterinin her detayı daha çok bağlıyor. Detaylar, karakteri empati yapılması kolay bir hale getiriyor. Her bir sayfada onunla büyüyor, gelişiyoruz. Sadece Kvothe değil serideki yan karakterlerin çoğunun kendine özgü kişilikleri var. Bu yüzden yan karakterleri de unutmak zor.
-Yazar evrenin detaylarını bir anda vererek boğmuyor. Bunları ustalıkla gizliyor ve bu gizlediği yerden ustalıkla çıkarıyor. Sindire sindire öğreniyoruz bu da evrenin her detayını kolaylıkla hatırlamamıza olanak sağlıyor.
SEVMEDİĞİM YÖNLER
-En başından beri Kvothe'nin didinmesinin nedeni olan Chandrialılar gizemi hakkında neredeyse hiçbir şey öğrenemiyoruz. Tam bir şeyler öğrenmeye başlıyoruz derken bu da yarıda kesiliyor. Yetersiz hissettiriyor. Elimizde bu konuyla ilgili neredeyse hiçbir şey olmadan kitaba veda ediyoruz. Kvothe'nin amacından sapmadığı sık sık hatırlatılıyor fakat bununla ilgili ağzımıza bir parmak bal bile çalmıyo.
SON OLARAK
Fantastik evrenleri sevenler için bu seri kaçınılmaz olarak okunması gerekiyor. Bunun