İtalyan Konsolosu M.Miazzi yakın zamanda bir Türk köyünü ziyaret ettiğini rapor etti. Burada, Yunanlar 60 kadın ve çocuğu işkenceye tabi tuttuktan sonra katletmişlerdi. Öldürülmeden önce çoğunun ırzına geçilmişti. Kadınların memeleri kesilmişti. Sonradan bu olay, yöreyi ziyaret eden Fransız Konsolosu Yüzbaşı Rocher tarafından da doğrulandı. (15 Eylül 1922)
“Ah kızım ah” dedi, sabırsızca dizlerimin üstündeki not defterimi eliyle örterken, “yanmış kulübelerle gırtlakları kesilmiş insanlar hakkında yazıp çizmenin anlamı nedir ki? Artık onların hiçbiri geri gelmez. Bu yazdıkların karnımızı doyuracak, üstümüzü mü örtecek yahut bizi yaşatacak mı?! Üç bin sığırı ve koyuna olan köyde... yumurtlayacak bir tavuk bile kalmadı. İhtiyar kocam ve Yunanların sakat bıraktığı kızımı nasıl doyuracağım? Karnımızın içindeki şu ağaç kurdu susturmak için kaynattığımız yapraklara ekecek tuzumuz bile yok...
Bir şeyler yanlış gidiyor, bir yerde hata var kızım. Eski günlerde Allah'ım başımıza sardığı tek derdin jandarmalar olduğunu sanırdık. O zamanlar, Sultanın bizim cefa çektiğimizden haberi yok, derdik. Cefa? Şimdiki halimizle kıyaslandığında o günlerde cennetteymişiz. Aman Allah'ım, ne kadar yakardım o Yunanlılara, merhamet etsinler de sağ kalanların başının üzerinde bir dam bıraksınlar diye! Bana güldüler ve bu işi yapmaları için kendilerini Avrupa'nın gönderdiğini soylediler; bizi hiçbir zaman rahat bırakmayacaklarmış. Kızım şu Avrupa denen herife söyle de bizim gibi fukaraları rahat bıraksın. Biz ona ne ettik?
(Halide Edip tarafından aktarılan, Mülk Köyünden Fatma Nine’nin feryadı.)