- “Nasıl olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?”
- “Nasıl olduğumu zaten biliyorum,” dedi. “Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok onların. Olan her şey ruhumda oluyor.”
XV
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
Çok eskiden, daha ben çocukken annem bana zorla piyano dersleri aldırıyordu. O zamanlar, ancak bir gün âşık olursam gerçekten iyi çalabileceğime inanmıştım. Dün gece, hayatımda ilk kez parmaklarımdan notaların sanki kendiliğinden fışkırdıklarını, yaptığım işin benim denetimim dışında olduğunu hissettim.
Beni sürükleyen bir güç vardı, çalmasını bildiğimden bile haberim olmayan melodileri, armonileri o biçimlendiriyordu sanki. Kendimi piyanoya tümüyle teslim ettim, çünkü biraz önce bu adama, kılıma bile dokunmasına gerek kalmadan, tümüyle vermiştim.
Zira benim sana olan aşkımın en saf, en tutkulu ifadesiydi o çocuksu taşkınlıklar. Saatlerce, günlerce anlatabilirim sana o zamanlar seninle nasıl yaşadığımı, halbuki senin yüzümü gördüğün bile yoktu, zira merdivenlerde seninle karşılaştığımda ve bir yere kaçamadığımda, o yakıcı bakışlarını görmek korkusuyla başımı öne eğiyor, ateşte kül olmamak için suya atlayan biri gibi yanından hızla geçip gidiyordum.