Yüz denen şey tuhaf, öyle değil mi? İnsanın yüzü varken, hiç aklına gelmiyor. Ama onu yitirmeye görsün, dünyanın yarısı elinden alınmış gibi hissediyor.
Seni diğerlerinden farksız yapmaya
Bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada,
Kendin olarak kalabilmek,
Dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş bir başladı mı,
Artık hiç bitmez!...
Nasıl olur da O'nun beni sevmesini isteyip, sevdiği zaman sinirleniyorum?
Bunun nedeni belki de belli bir tür sevginin özünde kendimizden, kendi zaaflarımızdan kaçmak için bizden daha güçlü, daha güzel olana sığınmayı istemekten kaynaklanıyor.
Her aşık oluş, (Oscar Wilde'a kulak verecek olursak) umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir. Kendimizde gördüklerimizi, onda görmeyi umarak aşık oluruz -yani korkaklıklarımızı, zayıflıklarımızı, tembelliğimizi, sahtekarlıklarımızı, verdiğimiz ödülleri ve aşırı aptallıklarımızı. Sanırız ki sevdiğimiz kişinin çevresine aşk kordonunu sarınca, içindeki tüm hatalardan arınacak ve tabii sevilesi olacak. Kendimizde bulamadığımız mükemmelliği buluruz ötekinde ve aşk yoluyla onunla birleşerek, (öyle olmayacağını bile bile) insanoğluna olan şüpheli inancımızı korumaya çalışırız.