Ali E

Ali E
@AliEnM
makine
...Kimse arabalarına ıslak birilerini almaz. Tabii eskiden böyle değildi bu durum. Yağmurda, ayazda kalmasın diye alanlar daha çok olurdu ama şimdi dünyayı makineler ele geçirdiğinden insanlar bu kadar duygusal davranmıyor. İnsanlar hastalandıklarında doktora gitmeyebilir ancak arabalarını mutlaka tamire götürürler. Evlerde bütün düzen televizyona göre yapılır. Önce bir köşeye bir televizyon sonra da onu saygı ve huşu içinde takip edebilmek için koltuklar konur. Yeni nesilde bilgisayar fiziği vardır. Bilgisayarın ekranı hizasında kamburlaşan bir sırt ve öne uzanan kollar paralelinde bir küçük göbek. Asansörler, yürüyen merdivenler ve buna rağmen hiçbir yere ulaşamayan zavallı jimnastik bisikletleri arasında geçen bir hayat çizgimiz vardır. Hakimiyet makinelerindir. Onları kullanmak için, bir daha geri alamayacağımız yaşamımızın yirmi yılını, okul, sınav ve teneffüsler arasında tüketiriz. 'Teneffüs' ile cezaevindek 'havalandırmaya çıkma', sözcüklerin eşanlamlılığı gibi tamamıyla aynıdır. Okullar ile cezaevleri arasındaki tek fark, müebbet hapis yediğinde on üç yıl yatarsın, okuldaysa üniversite filan da dersen on beş yıldan önce kurtulamazsın ki mahkumiyetin makine başına ulaşabilme ön koşulundan başka bir şey değildir. Ayrıca tuhaftır; satın alabilmek için günler, aylar, yıllar harcayıp sonra da makinelerin bizlere zaman kazandırdığına dair bir düşünceye sahibizdir... Yani hiç kimse arabasının koltuklarının ıslanmasını göze almaz..
Sayfa 76
Reklam
"En eski bahçeler, hayvanların girmemesi için değil de, çıkmaması için duvarla çevriliydi. Böylece yabancılar tarafından avlanamıyorlardı. Duvarlarla çevrili bu mabetlerin Persçe adı pairidaeza, İbranice pardes, Yunanca paradeisos'tu." (İngilizce: Paradise)
Sahip Çıkmak(!)
Wehrmacht (Alman Ordusu) boş şehri büyük bir hızla yerle bir ederken Vistül'ün öteki kıyısında Sovyetler sabırla bekliyordu. Neredeyse üç ay sonra gösteri sona erince, Sovyetler Vistül'e -ayaklanma ve şehrin yıkımı sırasında 'geçilmez' ilan ettikleri aynı nehre- bir tombaz atıverdler ve Varşova'ya sahip çıktılar..
Milyonlarca çocuğu bozucu, köreltici bir eğitimin pençesine bırakıyorsunuz. Erdem çiçekleri açabilecek bu körpe fidanlar gözlerinizin önünde kurtlanıyor; büyüyüp suç işledikleri zaman, yani içlerine çocukluktan gien kötülük tohumları acı meyvelerini verdiği zaman onları ölüm cezasına çarptırıyorsunuz. Sizin yaptığınız nedir biliyor musunuz? Asma zevkini tadabilmek için hırsızlık yaratmak.
Halkın yoksulluğa düşmesinin baş nedeni, aristokların çokluğudur. Bu yararsız, bu bal vermez arılar başkalarnın alın teriyle geçinmekte, topraklarında çalışanları daha fazla kazanmak için derisine kadar yüzmekte, bunun dışında başka gelir kaynağı bilmemektedirler.