Hazeyn

Hazeyn
@Alidgr4
Dert tekamül yolculuğudur . Yürütür, büyütür, pişirir...
Bırakın doğruları gelecek söylesin herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin bugün onların olsun ama uğruna çok uğraştığım gelecek benimdir... Nikola Tesla
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sevgi nedir
a- “İnsanı yüksek özverilere götüren ilgi duygusu.” (TDK Türkçe Sözlük) b- “Gönülden bağlı olma” (Hayat Büyük Türkçe Sözlük) c- “İlgi duygusu” (Felsefe Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu) d- “Derin dostluk ve sevecenlik duygusu… Bir şeye karşı duyulan bağlılık” (Le Petit Littré) e- “Bireyler arasındaki derin dostluk ve yürekten bağlılık”(Mac Millan Contempory Dictionary) f- “Başka bir kişi ya da varlığa karşı duyulan ve cinsel yönü olan ya da olmayan güçlü bir yakınlık ve bağlılık duygusu” (TDK Ruhbilimleri Terimleri Sözlüğü) Özetlersek, sevgiyi bir yaşantı, somut bir yaşamsal süreç olarak değil de, soyut bir kavram olarak gören bu tanımlamalara göre sevgi, bir kişiye ya da bir şeye karşı duyulan ilgi, bağlılık, içtenlikli yakınlık duygusu, derin sevecenlik; o kişinin ya da şeyin iyiliğini isteme, ona içten bağlanmadır.
İlişkiler
Bedene ve Kalbe Taalluk eden hukumler
Dîne âit hükümler iki kısımdır: Zâhire, yani bedene taalluk eden (bedenle alâkalı olan) hükümler ve bâtına, yani kalbe taalluk eden hükümler. Bunlardan her bireri de yapılması ve terk edilmesi lâzım gelen hükümler olmak üzere ikiye ayrılır. Böylece dört kısım olur: Birincisi: Zâhire (bedene) taalluk etmekle beraber, yapılması îcab eden hükümlerdir. Kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazân-ı şerîf orucunu tutmak, Beytullâh’ı haccetmek, küfre karşı cihâd etmek, iyiliği emredip kötülükten nehyetmek gibi farz ve vâcip olan hükümlerdir. İkincisi: Zâhire (bedene) taalluk etmekle beraber, terk edilmesi îcab eden hükümlerdir. Adam öldürmek, zina, livâta, hırsızlık, içki içmek, gıybet, nemime (koğuculuk), yalan söylemek, bakılması haram olan şeylere bakmak, dinlenilmesi haram olan şeyleri dinlemek gibi haram ve mekruh olan hükümlerdir. Üçüncüsü: Bâtına yani kalbe taalluk etmekle beraber, yapılması îcab eden hükümlerdir. İman, tevbe, ihlâs, tevekkül, sabır, şükür, korku ve ümit arasında olmak gibi güzel ahlâk ve hasletlerden sayılan hükümlerdir. Dördüncüsü: Bâtına (kalbe) taalluk etmekle beraber, terk edilmesi îcab eden hükümlerdir. Kibir, ucub, riyâ, haset gibi kötü ahlâk ve hasletlerden sayılan hükümlerdir. Bu dört hükümden bir hükme muhâlefet eden kimse Allâhü Teâlâ’ya isyan etmiş ve azâba müstehak olmuş olur. Böyle kimseler velâyet ve kerâmet ehlinden olamaz.
Din
İstikamet
İstikâmet, Allâh’ın emirlerini edâ etmeyi, günahlardan kaçınmak ile birlikte yapmaktır. Devamlı ve kararlı olmaktır. İstikâmet, i’vicâcın (yâni eğri büğrü olmanın) zıddıdır. Başka bir târifte: “Hazret-i Allâh’a, hiçbir şeyi tercih etmemektir.” denilmiştir. (Kitâbü’t-Tarifât) Allâhü Teâlâ, Ahkâf Sûresi’nin 13. âyet-i kerîmesinde (meâlen): “Muhakkak Rabbimiz Allah’tır, deyip, sonra da istikâmet üzere olanlara gelince, onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” Ve Fussılet Sûresi’nin 30. âyet-i kerîmesinde (meâlen): “Rabbimiz Allah’tır, deyip, sonra da istikâmet üzere devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner (ve derler ki): “Korkmayın, üzülmeyin, size vaadedilen cennetle sevinin.” buyurmuştur. Denilmiştir ki, istikâmet bin kerâmetten daha hayırlıdır. Bu istikâmet, Ehl-i Sünnet ve Cemâat akîdesi üzere sebat ve şu beş şeye devam etmektir: - Menfaat veren ilimleri öğrenmek. - Sâlih amel işlemek. - Hakîkî ihlâsa sahip olmak. - Dâimâ Cenâb-ı Hak ile beraber olmak. - Allâhü Teâlâ’nın gayrısını terk etmeye, onlardan uzak olmaya devam etmek. (Mirkâtü’l-Mefâtîh Şerh-i Mişkâtü’l-Mesâbîh)
Din
kayıp eşyanın hükmü
Bir yerde bulunup da sahibi bilinmeyen mala “lukata” denir. Başkalarının mallarını alıp sahiplenmek haram olduğu gibi lukatayı da alıp sahiplenmek haramdır. Bir kimse, bir yerde, bir miktar para veya herhangi bir eşya bulsa sahibine vermek üzere onu oradan alabilir. Fakat kendisine mal edinmek için alamaz. Bu gasp olur ki haramdır. Görüldüğü yerde bırakıldığı takdirde zâyi olmayacak bir lukatayı (sahibine vermek için) almak mübahtır. Terk edildiği takdirde zâyi olma ihtimali bulunan bir lukatayı sahibi için saklamak menduptur. Terk edildiği takdirde zâyi olacağı bilinen bir lukatayı alıp saklamak vaciptir. Bir kimse, bir lukatayı bulunca bunu sahibine vermek üzere aldığına başkalarını şâhit tutar sonra sahibi ortaya çıkıp bulunan şeyin kendisine âit olduğunu ispat ederse ona teslim eder. Sahibine vermek üzere şahitler içerisinde alınıp saklanılan bir mal, saklayan kişinin elinde herhangi bir kusuru olmaksızın zâyi olsa sahibine bedelini ödemesi gerekmez. Bulan kişi, kendisindeki lukatayı münâsip bir sûretle ilan eder ve lukatanın kıymetine göre bir müddet bekler. Sahibi çıkmazsa onu fakirlere, sahibi adına tasadduk eder. Kendisi fakir ise bundan istifade edebilir. Fakat bilâhare sahibi çıkıp talep ederse, bulan kişi borçlu olur. Sahibinin aramayacağı belli olan pek kıymetsiz şeylerde beklemeye ve îlan etmeye hâcet yoktur. Bir kuruş, bir meyve veya bir mendil gibi. (B. İslam İlmihâli)
Din