ÂLİMLERİN VAKTE VERDİKLERİ KIYMET: Hasan-ı Basrî (r.a.) şöyle buyurdu: “Ey Âdemoğlu! Senin ömrün günlerden ibârettir. Bir gün geçince senin de ömrünün bir kısmı gitmiş olur. Ben öyle bir topluluğa ulaştım ki onların vakitlerini zâyi etmeme hususunda gösterdikleri gayretleri, sizin altın ve gümüş biriktirme gayretinizden daha fazla idi.”
Büyük bir hadîs, nahiv ve fıkıh âlimi ve İmam-ı Âzam Hazretlerinin hocası olan Hammad bin Ebû Süleyman’ın (r.a.) talebelerinden Abdurrahman (rah.) dedi ki: Şayet Hammad Hazretlerine yarın öleceği söylenilse günlük amellerine hiçbir ilâvede bulunmasına ihtiyacı olmazdı (yani bütün vaktini zaten hayırlı ameller ile geçiriyordu). O, ya hadîs-i şerîf rivâyet eder yahut Kur’ân-ı Kerîm okur veya Hazret-i Allâh’ı tesbîh eder yahut namaz kılardı. Gününü bunlara taksim etmişti. Nitekim Hammad Hazretleri namazda iken vefat etmiştir.
Büyük kırâat ve nahiv âlimi İmam Halîl’e (rah.) en güç gelen vakit, yemek yediği vakitti.
İmâm Ebû Yûsuf Hazretleri, ölüm döşeğinde iken talebelerinden bazılarıyla fıkhî meseleler hakkında konuşurdu. Sırf onlara fazladan bir şeyler öğretebilir miyim diye bir an bile olsa ilmî meseleleri konuşmaktan, anlatmaktan geri kalmazdı. Bu, âlimlerin ve meşâyıhın yoludur. Çünkü onlar: “İlim beşikten mezara kadar tahsil edilir” derlerdi.
Hanefî mezhebinin büyük fakîhi İmâm Muhammed (rah.) geceleri hiç uyumazdı. Yanına birçok kitaplar alır, bir fenden yahut bahisten yorulunca diğerine bakar, uykusunu da su ile vücûdunu serinleterek açar ve “Uykunun sebebi hararettir” derdi.
Taşköprüzâde (rah.) diyor ki: Hanefî fakihlerinden Isâm el-Belhî (rah.), işittiği bir şeyi hemen o anda yazabilmek için bir kuruşluk kalemi bir altına almıştır. Zîrâ ömür kısa, ilim ise çoktur. Talebeye yakışan; vaktini, hatta hiçbir ânını zâyi etmemek,