Pencereden vuran ay ışığının mermerleştirdiği bedenlerinin sabaha kadar birbirinin içinde eridiği, kadın ve erkek teninin birbirine doymak için alabildiğine vahşi, alabildiğine sevecen çırpınışlarına eşlik eden inlemelerle geçen o ilkel ayin, o kutsal gece.
Dinlemeyi öğreniyordu en başta, sessiz bir yürekle, bekleyen, dışa açık bir ruhla, içinde tutkulara, isteklere kulak vermeyi öğreniyordu, yargılara, görüş ve düşüncelere yer vermeden.
"İnsanların büyük çoğunluğu düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgârın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar vurarak iner yere. Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgâr varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar."