Genellikle “Aykırı Adam” olarak nitelendirilen “Aylak Adam”... Açıkçası aykırı olmasının tek nedeni bence sorguluyor ve düşünüyor oluşu. Çocuğumuz düşünmüyor ve sorgulamadan yaşıyoruz. Koşturmadır gidiyor, geçim derdi, iş yoğunluğu derken bir bakıyoruz yaşlanmışız ve hayat geçip gitmiş. Aylak adam bunu yapmıyor ama o sorguluyor. Sorguladığı için biraz melankolik, biraz öfkeli ama hayatın özünden uzak değil. Hayatın içinde kalıyor. Biz ise hayata değip geçiyoruz.
Ve beni en çok etkileyen bir diğer kısım hayatı yaşamak için uğraşı olması. Ben hayatı yaşamayı bazen unutuyorum. Hatta akşam eve döndüğümde, pencereden dışarıya bakıp o güzel manzarayı gördüğümde en çok "bugünde bitti yarın ne olacağım belli değil ve keşke etrafıma bakıp her şeyin keyfini çıkarsaydım" dediğim çok zaman oluyor. Aylak adam ise yaşamayı 1. plana koyuyor. Yani yaşamasına engel olabilecek şeyleri hayatının parçası haline getirmiyor. Ya biz? Biz neyi ön plana koyuyoruz?
Topluma da değinmeden edememiş yazar ki o en güzel kısımlardan birini oluşturmuş bence. Toplum.. Hayatımda duyduğum en sıkıcı, anlamsız ve olmasa da olur diyebileceğim kelime. Bu anlamsız gereksiz kelime bırakın hayatımızı benliğimizi oluşturuyor ama. Etkisini inkar edemeyiz. Birbirinin hayatına karışmadan edemeyen insanların oluşturduğu bu toplumu yazarımızda fark etmiş. Toplumun bireyleşmeye izin vermeyişine, insanların özgürlüklerini kısıtladığına nokta atışlarıyla değinmiş. Okuduktan sonra etkilenmemek imkansız.
İşte gördüğünüz gibi bana kendimi, hayatımı, yaptıklarımı sorgulatan bir kitap oldu .Tekrar tekrar okunması gereken eşsiz eserlerden.
Aylak AdamYusuf Atılgan
"Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğü nü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı anyonum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"
"Ben çoğu geceler içiyorum, dedi. Şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. İki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevrendekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. Dışarda bağırmak, kahkaha atmak yasaktın Sokakta hiç gülmemek için burda gülerlen Böylesi az içer. Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından.."