İpe un sermek;
Rivayete göre, Hoca merhumun bir komşusu varmış. Ödünç aldığı eşya yahut araç gereci geri getirmekte ihmalkar davranır, unutturabilirse hiç geri getirmez, yahut o kadar hoyrat kullanırmış ki, ne alırsa bozuk, kırık, delik, kopuk, sakat olarak iade edermiş. Hoca bu komşusuna, önceleri hatırına sayarak bir şey söyleyememişse de içten içe öfkelenip artık ödünç bir eşya vermemeye ahdetmiş.
Ertesi gün, komşusunu kapıda görünce, "Tamam, demiş içinden, bu sefer ne istese vermeyeceğim."
Adam her zamanki pişkinlikle:
- Hocam, urgan lazım oldu sizinkini ödünç alabilir miyim?
Hoca derhal bir mazeret uydurmak için zihnini kurcalamışsa da aklına bir çare gelmemiş. O sırada hanımının un elemekte olduğunu görüp,
- Kusura bakma komşu, bizim hanım urgana un serecek.
- Aman hocam, hiç ipe un serilir mi?
- Vallahi komşu, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilse yeridir.
Eli kulağında;
Bu deyimin kaynağı Asr-ı Saadet'e, Bilal-i Habeşi'ye kadar uzanır. İslamiyet yayılmaya başlayıp da Müslümanların sayısı artınca, namaz için onları bir araya toplamak üzere ezan okunması kararlaştırılmış ve sesi güzel olduğu için de Habeşistanlı eski köle Hz. Bilal, bu vazifeye seçilmişti. Ne varki Medine' deki müşrikler ve diğer dinlere mensup olanlardan bazı tahammülsüz insanlar, ezan okunurken sesi duyulmasın diye gürültü yapmaya, çocukları toplayıp Bilal-i Habeşi ile alay ettirmeye başlamışlardi. Bunun üzerine Hz. Bilal, ellerini kulaklarına tıkayarak ezan okumaya başladı. Bilahare müezzinler, ellerini kulaklarına tıkamayı bir tür Bilal-i Habeşi sünneti gibi gördüler ve ezanı öyle okudular.
Eskiden birisi yanındakine;
- Ezan okundu mu, dediğinde, eğer vakit çok yakın ise,
-Okunmadı ama (müezzinin) eli kulağında demiş.