Alimmss

Alimmss
@Alimms
Seni bilmem, fakat ben maddelerin fevkinde bir manevi bağa, insanları birbirine yaklaştıran bir hisse inanıyorum. Düşün, dünyada birbirini severek, birbirine yakın olmak hisleri de olmasa yaşamanın manası kalır mı?
Bazen inanılmaz, akıl almaz, garip rüyalar görürsünüz. Uyanınca açık seçik hatırlarsınız rüyanızı, tuhaflığına şaşarsınız: İlk hatırladığınız, gördüğünüz rüya süresince aklınızın başında olduğudur. Sizi kuşatmış, kötü niyetlerini sizden gizlemeye, kurnazlık edip dost görünmeye çalışan, öte yandan hazır silahlarını size göstermeyen, harekete geçmek için bir işaret bekleyen katillerin elinden bütün o uzun zaman içinde son derece kurnazca, akıllıca davranıp kurtulduğunuzu hatırlarsınız. Sonunda onları nasıl atlattığınızı, saklandığınızı hatırlarsınız. Ne var ki sonradan saklandığınız yeri de, tüm aldatmacalarınızı da ezbere bildiklerini fark ediverir, sonundaysa yine aldatmayı başarırsınız onları. Bütün bunları açık seçik hatırlarsınız. Peki ama, rüyanızı baştan sona dolduran bütün o apaçık saçmalıklarla, imkansız şeylerle mantığınız nasıl uzlaşır? Sizi kuşatmış katillerden biri gözlerinizin önünde ansızın bir kadına dönüşmüştür, sonra da kadın küçük, kurnaz, iğrenç bir cüceye. Siz de bütün bunları neredeyse en küçük bir kuşku duymadan, olağan birer olay gibi benimsemişsinizdir. İyi de öte yandan mantığınızın en gergin olduğu, olağanüstü bir güç, kurnazlık, sezgi, anlayış gösterdiği anda nasıl olmuştur bu? Neden uykudan uyanıp gerçek yaşama tam olarak dönmek üzereyken, neredeyse her defasında,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnız şunu unutmayın, insanın kendi küçüklüğünün, zayıflığının bilincine varmasının öyle bir utanç sınırı vardır ki, bunun ötesine geçemeyip kendi utancından muazzam bir haz duymaya başlar... Tevazu bu anlamda çok büyük bir güçtür kuşkusuz, bunu kabul ederim, ama dinin tevazuu bir güç olarak kabul etmesinin hiçbir manası yok.
Yaşamımın son dakikalarına bir tat vermek mi acaba? Kendimi ne denli unutursam, yaşamak ve sevmek hayaline kendimi ne denli kaptırırsam, Meyer’in duvarından, onun üzerindeki öylesine içten ve safça yazılardan beni ne denli uzaklaştırırlarsa, o denli mutsuz edeceklerini anlayamıyorlar mı yoksa? Bu sonsuz şölen bir beni fazla buluyorsa, neyleyim ben sizin o doğanızı, Pavlovsk parkınızı, güneşinizin doğuşunu batışını, masmavi gökyüzünüzü, mutlu yüzlerinizi? Güneşin ışığında çevremde vızıldayarak dolaşıp duran şu küçücük sinek bile bu şölenin, bu koronun bir üyesi olduğunun, burada onun da bir yeri olduğunun bilinciyle mutluyken, bu şölenden haz duyuyorken, ben sırf yüreksizliğimden dışlanmış olduğumu bu zamana dek anlamaya yanaşmamışken, her dakika, her saniye bunu düşünmek zorundaysam neme gerek bütün bu güzellikler?
Sinirli alınganlıklarından olağanüstü haz duyan insanlar vardır, üstelik bu duyguları en üst düzeye çıktığında (ki bu pek sık olur) hazları da en üst düzeye çıkar. Öyle ki böyle anlarda aşağılanmış olmak, aşağılanmamaktan daha çok haz verir onlara. Bu sinirli tipler zekiyseler, yani sinirlenmesi gerekenin on katı sinirlendiklerini anlayacak durumdaysalar, sonraları büyük acılar içinde pişman olurlar yaptıklarına.
Kısacası, odada korkunç bir düzensizlik vardı. İlk bakışta ikisinin, erkeğin de, kadının da düzgün, ama yoksulluğun küçülttüğü insanlar olduklarını hemen anlamıştım. Bu öyle bir yoksulluktur ki, onunla mücadeleye her kalkışıldığında sonunda düzensizlik üste çıkar, hatta insanlar artık onunla mücadelede kurtuluşu düzensizlikte bulur, bu düzensizlikten de her gün biraz daha artan acılı, intikam duygusu dolu bir haz duymaya başlarlar.