-Kendimi ne
kadar kuvvetli hissediyordum bilseniz!.. Dört
gün bir kalem odasında, gündüzleri bir
iskemlede, kımıldamadan oturmuş, geceleri
çıplak bir masaya uzanmış, fakat uyuyamamıştım. İçimdeki bütün sinirler seferber
olmuş gibiydi. Karnım acıkmıyor, uykum
gelmiyordu. Kafama sokulmak istenen
düşünceleri, vaziyetimin ne olacağı endişelerini,
beni dışarıdaki hayatıma bağlayan hatıraları,
gözümün önünde canlanmak isteyen çehreleri
insafsızca uzaklaştırıyor, sadece mantık ve
iradeden ibaret kalmak istiyordum. Gündüzleri
odayı dolduran memurların konuşmalarına kulak
verdikçe nefsime itimadım büsbütün artıyordu.
Hürriyetime, hatta hayatıma hükmedebilecek
durumda olan bu insanların zavallılığı gururumu
artırıyordu. O günlerde bunlara elbise, palto,
şapka, ayakkabı veriliyordu. Bütün konuştukları
bundan ibaretti. Birisi, aldığı pabucun bir teki
öbürüne uymadığından şikayet ediyor, öteki,
palto provası yapan terziye sövüyor, bir başkası,
kendisine verilen şapkayı satıp üstüne para
ekleyerek daha iyisini alacağından
bahsediyordu. Hepsi de, hizmetinde
bulundukları idare makinesinden, devletten,
memleketin gidişatından şikayetçiydiler.