Çok emin olabileceği bir şey vardı ve bu da şüphe etmekte olduğuydu. Ama eğer şüphe ediyorsa, düşünüyor olmalıydı aynı zamanda ve eğer düşünüyorsa, düşünen bir varlık olduğu da kesindi. Ya da kendi deyişiyle: 'cogito, ergo sum.'" "Ne demek oluyor bu?" DESCARTES "Düşünüyorum, demek ki varım."
Barok dönemin tipik bir sloganı vardı: 'carpe diem'. Yani 'günunü gün et!' Yine çok söylenen bir başka Latince söz de şuydu: 'memento mori'. Bunun anlamı da, 'öleceğini unutma!'
Luther kilisenin Ortaçağ'da geliştirdiği birçok alışkanlık ve inanç kuralından uzaklaşmıştı. Yeni Ahit'te bulduğumuz şekliyle Hıristiyanlığın başlangıcına dönmek istiyordu.
'Yalnızca Kutsal Kitap!', Luther'in sık sık vurguladığı bir anlayıştı bu. Rönesans hümanistleri nasıl sanatın ve kültürün antik kaynaklarına dönmek istemişse, Luther de bu sloganla Hıristiyanlığın 'kaynaklarına' dönmek istemişti. Kutsal Kitap'ı Almancaya çevirdi ve böylece yazılı Alman dilinin temellerini de atmış oldu. Artık herkes Kutsal Kitap'ı okuyabilecek, bir bakıma kendi kendinin papazı olacaktı."
gözlemlerden hareketle bunun böyle olabileceğini düşünüyordu. Herkesin hep Güneş'i Yer'in çevresinde dönüyor sanması, Yer'in kendi ekseni çevresinde dönmesinden ileri gelmekteydi. Yer ve diğer gezegenlerin dairesel yollar izleyerek Güneş'in çevresinde döndüğü varsayıldığında, gök cisimleri üzerine gözlemlerin çok daha kolay anlaşılabileceğine işaret etti Copernicus. Güneş'i merkeze koyan bu bakışa da helyosantrik dünya görüşü diyoruz."
Ama Yer'in evrenin merkezinde bulunduğundan kuşku duymak akıllarına bile gelmedi.
Yer'in sabit olduğu ve 'gök cisimlerinin' onun etrafında döndüğünden kuşku duymayı gerektirecek hiçbir gözlem yapılmamıştı. Bu tasavvuru geosentrik dünya görüşü olarak adlandırıyoruz.