Alivari

'Atlar doğar,' deniyordu, 'ama in­sanlar doğmaz, eğitilip yetiştirilir."'
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Alman şair Johann Wolfgang Goethe şöyle yazmıştı: Üç bin yılın hesabını göremeyen Karanlıkta yolunu bulamaz, Günü gününe yaşar ancak.
Yahudiler, Davut'un krallığının neden parçalandığını ve hal­kın neden felaketten felakete sürüklendiğini sormuştur kendilerine. Oysa Tanrı israil'i koruyacağına söz vermemiş miydi? Ama halk da Tanrı'nın buyruklarına uymaya söz vermişti. Sonunda, Tanrı'nın is­rail'i itaatsizliği nedeniyle cezalandırdığı fikri ağırlık kazandı. Yaklaşık i.ö. 750'den itibaren ortaya bir dizi peygamber çık­mış, halk buyruklarına uymadığı için Tanrı'nın israil'i cezalandır­dığını ve günün birinde israil'i yargılayacağını bildirmiştir. Bu tür öngörülere "kıyamet kehanetleri" diyoruz. Çok geçmeden bazı peygamberler de Tanrı'nın israil halkı­nın küçük bir kısmını kurtaracağını ve Davut'un kavminden bir "barış prensi" ya da barış kralı göndereceğini anlatmaya başladı. Bu barış prensi Davut'un eski krallığını yeniden kuracak ve hal­ka mutlu bir gelecek sağlayacaktı. "Karanlıkta yürüyen halk sonunda büyük bir ışık görecek" demişti Peygamber İsaya, "ve karanlık ülkede yaşayanların üstü­ne aydınlık düşecek." Böyle bir öngörüye de "kurtuluş kehaneti" diyoruz. Vurguluyorum: israil halkı kral Davut'un yönetiminde mut­lu yaşamıştı. israilliler güçten düşmeye başladığında ise pey­gamberler Davut'un soyundan yeni bir kralın geleceğini haber verdiler. Bu "Mesih" ya da "Tanrı'nın oğlu" halkı "kurtaracak", is­rail'i yeniden büyük bir güç haline getirecek ve "Tanrı'nın krallı­ğı"nı kuracaktı.
Mesele şu: Alışkanlıkla hep "ben" diye sözünü ettiğimiz şey bizim asıl Ben'imiz değil. Kısa süren bazı anlarda kendimizi daha büyük bir Ben'le özdeş hissedebiliriz. Buna kimi gizemciler Tanrı der, kimileri de "dünya ruhu", "doğanın bütünlüğü" ya da "evren". Eriyiş anında gizemci "kendini yitirdiğini" hisseder. Tanrı'nın içinde kaybolur ya da yitip gider -tıpkı bir su damlası­nın denize karışınca "kendini yitirmesi" gibi. Hintli bir gizemci bunu şöyle dile getirmiştir: "Ben varken Tanrı yoktu, şimdi Tanrı var, ben yokum." Hıristiyan gizemcilerden Angelus Silensius (1 624-1 677) ise şöyle demişti: "Denize varınca, küçücük damla deniz olur -Tanrı'ya kavuşan ruh da Tanrı."
Mistik bir yaşantı, kişinin kendini Tanrı'yla ya da "dünya ruhu"yla birlik halinde hissetmesidir. Birçok din, Tanrı ile yarattıkları ara­sındaki uçurumu vurgular; oysa gizemci yaşantıda böyle bir uçu­rum bulunmaz. Gizemcilerin yaşadığı "Tanrı'yla birleşmek, onun birliği içinde erimek"tir.