Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yahudiler, Davut'un krallığının neden parçalandığını ve halkın neden felaketten felakete sürüklendiğini sormuştur kendilerine.
Oysa Tanrı israil'i koruyacağına söz vermemiş miydi? Ama halk da Tanrı'nın buyruklarına uymaya söz vermişti. Sonunda, Tanrı'nın israil'i itaatsizliği nedeniyle cezalandırdığı fikri ağırlık kazandı. Yaklaşık i.ö. 750'den itibaren ortaya bir dizi peygamber çıkmış, halk buyruklarına uymadığı için Tanrı'nın israil'i cezalandırdığını ve günün birinde israil'i yargılayacağını bildirmiştir. Bu tür öngörülere "kıyamet kehanetleri" diyoruz.
Çok geçmeden bazı peygamberler de Tanrı'nın israil halkının küçük bir kısmını kurtaracağını ve Davut'un kavminden bir "barış prensi" ya da barış kralı göndereceğini anlatmaya başladı.
Bu barış prensi Davut'un eski krallığını yeniden kuracak ve halka mutlu bir gelecek sağlayacaktı.
"Karanlıkta yürüyen halk sonunda büyük bir ışık görecek" demişti Peygamber İsaya, "ve karanlık ülkede yaşayanların üstüne aydınlık düşecek." Böyle bir öngörüye de "kurtuluş kehaneti" diyoruz.
Vurguluyorum: israil halkı kral Davut'un yönetiminde mutlu yaşamıştı. israilliler güçten düşmeye başladığında ise peygamberler Davut'un soyundan yeni bir kralın geleceğini haber verdiler. Bu "Mesih" ya da "Tanrı'nın oğlu" halkı "kurtaracak", israil'i yeniden büyük bir güç haline getirecek ve "Tanrı'nın krallığı"nı kuracaktı.
Mesele şu: Alışkanlıkla hep "ben" diye sözünü ettiğimiz şey bizim asıl Ben'imiz değil. Kısa süren bazı anlarda kendimizi daha büyük bir Ben'le özdeş hissedebiliriz. Buna kimi gizemciler Tanrı der, kimileri de "dünya ruhu", "doğanın bütünlüğü" ya da "evren". Eriyiş anında gizemci "kendini yitirdiğini" hisseder.
Tanrı'nın içinde kaybolur ya da yitip gider -tıpkı bir su damlasının denize karışınca "kendini yitirmesi" gibi. Hintli bir gizemci bunu şöyle dile getirmiştir: "Ben varken Tanrı yoktu, şimdi Tanrı var, ben yokum." Hıristiyan gizemcilerden Angelus Silensius (1 624-1 677) ise şöyle demişti: "Denize varınca, küçücük damla deniz olur -Tanrı'ya kavuşan ruh da Tanrı."
Mistik bir yaşantı, kişinin kendini Tanrı'yla ya da "dünya ruhu"yla birlik halinde hissetmesidir. Birçok din, Tanrı ile yarattıkları arasındaki uçurumu vurgular; oysa gizemci yaşantıda böyle bir uçurum bulunmaz. Gizemcilerin yaşadığı "Tanrı'yla birleşmek, onun birliği içinde erimek"tir.