Epikuros da "Ölüm bizi ilgilendirmez" diyordu. "Var olduğumuz sürece ölüm ortada yoktur; ölüm geldiği anda da biz artık yokuz." (Bu açıdan bakarsak, kimse kendi ölümünden dolayı acı çekmez.)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşanan duyusal hazları olabildiğince artırmayı hayatın asıl amacı sayıyordu Aristippos. En büyük iyilik haz, en kötü şey ise acıdır, diyordu. Bu yüzden, her türlü acıdan kaçmarak yaşamanın yolunu bulmak istiyordu. (Kinikler ve stoacılar için amaç her türlü acıya dayanmaktı. Ancak bu, acıdan kaçınmak için ne gerekiyorsa yapmaktan farklı bir tutumdur.)
Stoacılar ayrıca, bütün doğal süreçlerin -örneğin hastalık ve ölüm- doğanın değişmez yasalarına göre gerçekleştiğini vurgulamıştı. Böyle olunca, insanın kendi kaderiyle barışması gerekir. Stoacılara göre hiçbir şey rastlantı eseri değildir. Her şey zorunlu olarak gerçekleşir ve kader gelip kapıyı çaldığında yakınmak pek bir işe yaramaz. insan yaşamdaki mutlu durumları da sakin bir biçimde karşılamalıdır. işte bu noktada, dışsal şeylere aldırış etmeyen kiniklerle olan yakınlığı görüyoruz. Bugün hala bir insan duygularına kapılmadığında "stoacı sükunet"ten söz edilir.
stoacılar da bütün insanların aynı dünya aklından -ya da aynı "logos"tan- pay aldığını öne sürdüler. Her insanı minyatür bir dünya, "makrokosmosu" yansıtan bir "mikro kosmos" sayıyorlardı.
Kiniklere göre insan sağlık konusunu sorun etmemelidir.
Hatta ağrılara ve ölüme de aldırış etmemelidir. Ayrıca başkalarının çektiklerini dert edip kendini sıkmamalıdır.
Günümüzde "kinik" ve "Kinizm" sözcüklerini daha çok başkalarının acılarına karşı duyarsız kalma anlamında kullanıyoruz.