“Yurdumuzda aydınlığa karşı güçlü bir direnme vardır. Bunlar, ortaya Atatürk gibi güçlü adamlar çıkınca sinsi sinsi yatıp uyur görünseler de, buldukları ilk fırsatta başlarını deliklerinden çıkarırlar. Anlattım: Halkevleri’ni, Halkodaları’nı öyle kolayca kapatıverdiler! Hele Köy Enstitüleri’ni… Rahmetli İsmail Hakkı Tonguç’u düşünüyorum. O büyük adama kan kusturdular.”
“Zevklerin, sevinçlerin uzak dursun bizden, bütün zenginlikleri vahşice elinde ya da kafanda toplaman, kardeşinden daha üstün olma hırsın, anlamsız işlerin, türlü marifetlerin, ne idüğü belirsiz göz boyamaların, meraklı düşüncen, hiçbir şey bilmeyen bilgin bizden uzak dursun. Senin bile uykularını kaçıran, döşeğinde rahatını bozan bütün çılgınlıkların uzak dursun. Bizim bunların hiçbirine gereksinmemiz yok, yeter bize Tanrı’nın bol sunduğu soylu güzel mutluluklar. Işığının gözümüzü kamaştırıp bizi yanılgıya sürüklemek yerine yolumuzu aydınlatması için yardımcı olsun bize. Onun ışığında ilerlememiz, o ışığının bizi kavraması için yardım etsin. Bu ışık birbirimizi sevmemizdir, yürekten talofa(selam) diyebilmemizdir.”
“Hani bazen edebi metinleri yorumluyor ya eleştirmenler. Yazar burada şunu düşünmüştür diye, böyle kesin kesin konuşuyorlar. Bir bodrum kat var diyelim ki hikâyede, hımm demek ki karakterin bilinçdışına işaret etmek istemiş, falan filan. Abi belki de yazar bunu hiç öyle kurmadı, nereden biliyoruz, herhangi bir yerde söylemiş mi, bir röportajında okudunuz mu, günlüğü var da orada mı anlatmış neyi neden yaptığını”