Ferah

Ferah
@Allegria35
Kimse sizi olduğunuz gibi kabul etmeye yanaşmayacaktır. Bunun için, doğru bildiğiniz şekilde yaşayın Charlie Chaplin
274 okur puanı
Nisan 2024 tarihinde katıldı
Kadınlar, Cinsellik ve Sevgi
10/10
·152 syf.·
2026 30. kitabı
Okumaya başlarken aklımda 1910'larda yazılmış, kadını konu alan sosyolojik bir kitap, muhtemelen zamanın ruhuna özgü bir sürü sorunlu şey, arada parlak bir gözlem, genel olarak tolere edilebilir bir klasik beklentisi vardı. Oysa Simmel tam tersini yaptı. Döneminin kanonlaşmış erkek filozoflarının kadına bakışını hem çok iyi anlayıp hem de tek tek çürüttü; bunu yaparken bugün feminist teoride kabul gören tezleri çok önce ve çok berrak bir dille söyledi. Ve açık söyleyeyim, yüzyıl önce kadın hakkında bu kadar incelikli düşünen bir metin okuyup bugün hâlâ aynı kaba genellemeleri duymak biraz utanç verici. Demek ilerleme dediğimiz şey bazen sandığımız kadar doğrusal değil. Kitabın ilk ve en uzun denemesi olan "Dişil Kültür"de Simmel şunu soruyor: Kültür neden erkil? Sanatı, bilimi, hukuku, ticareti hep erkekler mi yarattı, yoksa biz "insan kültürü" derken aslında "erkek kültürü" mü diyoruz? Burada Kant, Schopenhauer, Nietzsche, Weininger gibi isimleri görüyoruz, bu filozofların çoğu kadını ya irrasyonel, ya ahlak dışı, ya da eksik bir varlık olarak tanımlamıştı. Simmel’e göre bu tanımlamaların sorunu net: ölçütün kendisi erkek deneyiminden türetilmiş. "İnsan" diye sunulan evrensel aslında çoğu zaman eril. Yani kadın bu ölçüte göre yetersiz çıkıyorsa, bu kadında bir eksiklik olduğu için değil, ölçüt baştan yanlış kurulduğu için. Simmel, Kadın doğasını erkekten "daha az" değil, "farklı bir varoluş kipi" olarak tanımlıyor. Erkeğin nesnelleşme ve uzmanlaşma eğilimi varken, kadının doğası daha bütüncül ve içkin — merkezi ile çevresi birbirine çok daha sıkı bağlı. Bu yüzden işbölümüne dayalı, parçalara ayrılmış nesnel kültür içinde kendini kanıtlamak kadına yapısal olarak daha zor geliyor. Ama Simmel bunu bir yetersizlik olarak değil, farklı bir düzenlenme biçimi olarak
Kadınlar Cinsellik ve SevgiGeorg Simmel · Pinhan · 2016112 okunma
Reklam
8/10
·304 syf.·
2026 29. kitabı
Dutton’a göre Sanat öyle elitlerin icat ettiği havalı bir şey değil, insanın içine doğuştan yüklenmiş bir özellik. Mağara duvarına resim çizenle bugün Netflix’te dizi seçen aslında aynı zihnin farklı versiyonları. Hepimizin güzel bulduğu şeylerin benzer olması da boşuna değil; evrim bize ortak bir “zevk yazılımı” yüklemiş.
Sanat İçgüdüsüDenis Dutton · Ayrıntı Yayınları · 201733 okunma
Bir Sapkınlık Sosyolojisi Çalışması
Puan vermedi·256 syf.·
2026 28. kitabı
Bir davranışın sapkın olup olmadığını düşündüğümüzde genelde çok hızlı karar veriyoruz. Doğru ve yanlış neredeyse kendiliğinden beliriyormuş gibi geliyor. Ama biraz durup şunu sormak gerekiyor: Bu yargıya nasıl varıyoruz? Bir şeyi sapkın olarak adlandırmak, sadece o davranışla ilgili değil; aynı zamanda o davranışı nasıl tanımladığımızla ilgili. Yani mesele dışarıda olup biten kadar, bizim onu nasıl gördüğümüz. Bu bakış açısını benimsediğimizde, klasik “İnsanlar neden kuralları ihlal eder?” sorusu yerine “Kim, hangi koşullarda, hangi davranışı ihlal olarak kabul eder?” sorusu geliyor. Buradan sonra sapkınlık, davranışın içinde duran bir özellik gibi görünmemeye başlıyor. Daha çok, toplumsal bir sürecin ürünü gibi açılıyor. Toplum kurallar koyuyor, bazılarını ihlal olarak işaretliyor, bazılarını ise görmezden geliyor. Ve bu süreç hiç de tarafsız işlemiyor. Hangi davranışın sorun sayılacağı, kimin sorunlu ilan edileceği çoğu zaman güç ilişkileriyle şekilleniyor. Bu noktada sapkınlık, sabit bir kategori olmaktan çıkıp değişken bir tanıma dönüşüyor. Aynı davranış farklı bağlamlarda farklı anlamlar kazanabiliyor. Etiketleme yaklaşımı da tam burada devreye giriyor. Sapkınlık bir “öz” değil, bir süreç olarak düşünülüyor. Bir kişi yaptığı şey yüzünden değil, o şey belirli bir şekilde tanımlanıp ona yakıştırıldığı için sapkın hale geliyor. Becker’ın saha çalışmaları bu düşünceyi somutlaştırıyor. Alıntı paylaşmaktan özellikle kaçındığım bölüm olan, esrar kullanıcıları üzerine yapılan analiz, sapkınlığın doğuştan gelen bir durum olmadığını, öğrenilen bir pratik olduğunu gösteriyor. İnsanlar sadece davranışı değil, o davranışın anlamını, nasıl deneyimleneceğini ve alınan hazzı bile birlikte öğreniyor. Benzer şekilde caz müzisyenleri üzerine yapılan inceleme, dışarıdan “sapkın”
Hariciler (Outsiders)Howard S. Becker · Heretik Yayınları · 2015104 okunma
Görme Biçimleri
10/10
·166 syf.·
2026 25. kitabı
“Görme konuşmadan önce gelmiştir.” Eğer görme, düşünmeden ve konuşmadan önce geliyorsa, o zaman ideoloji en derine, dil öncesi bir yere yerleşmiştir. Biz dünyayı anlamadan önce, çoktan bir şekilde görmeye programlanmışızdır. Bakmak=Seçmek=İktidar “Yalnızca baktığımız şeyleri görürüz. Bakmak bir seçme edimidir.” Bu noktada sanat, masum bir estetik alan olmaktan çıkar. Bir resim artık sadece bir görüntü değildir; bir bakışın izidir. Ressamın, izleyenin, hatta dönemin ideolojisinin izidir. Yani bir tabloya bakarken aslında şunu soruyoruz: Kim bakıyor? Kime bakıyor? Neden böyle bakıyor? Bu sorular bir anda sanat tarihini değil, doğrudan iktidar ilişkilerini açığa çıkarıyor. Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri mülkiyet meselesi. Berger, klasik Avrupa resmini yeniden çerçeveliyor: Bu resimler güzelliği değil, sahip olunabilirliği resmeder. Gümüş tabaklar, kadifeler, atlar, topraklar, hatta kadın bedenleri… Hepsi aynı dilin parçalarıdır: “Buna sahibim.” Resim, mülkiyetin vitrini haline gelir. Bugünün Instagram’ı ile 17. yüzyıl yağlıboyası arasında düşündüğünden çok daha az fark var. Erkekler bakar, kadınlar ise bakıldıklarını izler. Kadın sadece var olmaz; kendi varlığını sürekli dışarıdan izlemek zorunda bırakılır. Bu yüzden kadın ikiye bölünür: • bakan (içselleştirilmiş erkek bakışı) • bakılan (beden, imge, temsil) Bu analiz, sadece sanat tarihini değil, gündelik hayatı da paramparça ediyor. Reklamlar, sosyal medya, aynaya bakma biçimimiz… Hepsi bu eski resim geleneğinin güncel versiyonları gibi. Kıskanılmak bile bir performans. Eskiden bir tablo tek bir yerdeydi. Şimdi her yerde. Bu ne demek? Bir yandan sanat demokratikleşiyor. Ama öte yandan anlam parçalanıyor. “Resmin anlamı çoğaldı, birçok anlama bölündü.” Artık bir tablo müzede
Görme BiçimleriJohn Berger · Metis Yayıncılık · 20207,6bin okunma
İnsan Doğası Bir Yarış mı?
8/10
·452 syf.·
2026 22. kitabı
Matt Ridley’nin 1993 yılında yayımlanan Kızıl Kraliçe: Cinsellik ve İnsan Doğasının Evrimi adlı eseri, evrimsel biyolojiyi yalnızca doğa üzerinden değil, insanın en karmaşık alanları üzerinden okumaya çalışan cesur bir kitap. Ridley’nin zoolog kimliği ile güçlü anlatıcılığı birleşince ortaya, akademik derinliği olan ama geniş okur kitlesine ulaşabilen bir metin çıkıyor. Kitabın adı, Lewis Carroll’ın Aynanın İçinden eserindeki Kızıl Kraliçe’den gelir. Kraliçe’nin sunduğu dünya, durmanın bile gerilemek anlamına geldiği bir dünyadır. Bu metafor, evrimsel biyolojide temel bir ilkeyi simgeler: Canlılar yalnızca ilerlemek için değil, geride kalmamak için evrimleşir. Aynı yerde kalabilmek bile sürekli bir çaba gerektirir; hareket durduğunda, gerileme başlar. Rakipler, parazitler ve hatta eşler de aynı hızda değişirken, ilerleme dediğimiz şey çoğu zaman göreli bir yanılsamaya dönüşür. Ridley’nin temel iddiası nettir: İnsan doğasını anlamak için cinselliğin evrimini anlamak zorundayız. Ve bunu anlamanın yolu da Kızıl Kraliçe dinamiğini, yani canlılar arasındaki bitmeyen evrimsel rekabeti kavramaktan geçer. Kitap boyunca her bölüm, bu ana fikre eklenen bir halka gibi ilerler. İlk bölümlerde Ridley, insan doğasına dair temel bir varsayımla başlar: Tıpkı bir doktorun insan anatomisinin ortak bir yapıya sahip olduğunu kabul etmesi gibi, insan deneyimlerinin de belli ortaklıklar taşıdığını öne sürer. Aşk, kıskançlık, ihanet ya da statü arzusu… Bunlar kültürden tamamen bağımsız değildir; ama kültürün üzerinde yükseldiği daha derin bir biyolojik zemin de vardır. Bu noktada Ridley’nin yaptığı önemli hamle, “biyoloji mi kültür mü?” ikiliğini reddetmesidir. Çünkü kültür de evrimin bir ürünüdür ve bu iki alan birbirinden kopuk değil, iç içedir. Kitabın merkezinde yer alan
Kızıl KraliçeMatt Ridley · Yapı Kredi Yayınları · 201085 okunma
Reklam