Gerçek saflar, her türlü sosyalistlerle, hümanistlerdir. Çünkü onlar bütün zenginliklerin yeniden dağıtılmasını ve yararsız bir şekilde harcanmamasını istemektedirler.
Sayfa 67 - Ek: Toplumsal ya da Artığın İşlevsel Değerlendirilmesi
Okumaya başlarken aklımda 1910'larda yazılmış, kadını konu alan sosyolojik bir kitap, muhtemelen zamanın ruhuna özgü bir sürü sorunlu şey, arada parlak bir gözlem, genel olarak tolere edilebilir bir klasik beklentisi vardı. Oysa Simmel tam tersini yaptı. Döneminin kanonlaşmış erkek filozoflarının kadına bakışını hem çok iyi anlayıp hem de tek tek çürüttü; bunu yaparken bugün feminist teoride kabul gören tezleri çok önce ve çok berrak bir dille söyledi. Ve açık söyleyeyim, yüzyıl önce kadın hakkında bu kadar incelikli düşünen bir metin okuyup bugün hâlâ aynı kaba genellemeleri duymak biraz utanç verici. Demek ilerleme dediğimiz şey bazen sandığımız kadar doğrusal değil.
Kitabın ilk ve en uzun denemesi olan "Dişil Kültür"de Simmel şunu soruyor: Kültür neden erkil? Sanatı, bilimi, hukuku, ticareti hep erkekler mi yarattı, yoksa biz "insan kültürü" derken aslında "erkek kültürü" mü diyoruz? Burada Kant, Schopenhauer, Nietzsche, Weininger gibi isimleri görüyoruz, bu filozofların çoğu kadını ya irrasyonel, ya ahlak dışı, ya da eksik bir varlık olarak tanımlamıştı. Simmel’e göre bu tanımlamaların sorunu net: ölçütün kendisi erkek deneyiminden türetilmiş. "İnsan" diye sunulan evrensel aslında çoğu zaman eril. Yani kadın bu ölçüte göre yetersiz çıkıyorsa, bu kadında bir eksiklik olduğu için değil, ölçüt baştan yanlış kurulduğu için.
Simmel, Kadın doğasını erkekten "daha az" değil, "farklı bir varoluş kipi" olarak tanımlıyor. Erkeğin nesnelleşme ve uzmanlaşma eğilimi varken, kadının doğası daha bütüncül ve içkin — merkezi ile çevresi birbirine çok daha sıkı bağlı. Bu yüzden işbölümüne dayalı, parçalara ayrılmış nesnel kültür içinde kendini kanıtlamak kadına yapısal olarak daha zor geliyor. Ama Simmel bunu bir yetersizlik olarak değil, farklı bir düzenlenme biçimi olarak