"Bana yaptığınız kötülüklere, mahvettiğiniz geleceğime, lekelediğiniz onuruma ve beni sonsuza dek ittiğiniz umutsuzluk çemberine rağmen sizi bağışlıyorum. Huzur içinde ölün."
19. yüzyılın ikinci yarısında savaşlar sırasında askerlerde görülen panik bozukluğuyla ilgilenen Da Costa ve diğer askeri cerrahların, tanımladıkları sendromlarda anksiyetenin oynadığı rolün farkında olmadıkları, ilgilerini tümüyle bedensel belirtiler üzerine toplayarak fizyolojik kavramların dışına çıkamadıkları görülmektedir.
1894 yılında Freud, "anksiyete nevrozu" adı altında nevrasteniden farklı bir sendrom tanımlamış ve anksiyete birinci derecede bir belirti olarak bu sendrom içinde yer vermiştir.