Kendileri gibi savaşçı insanlar için, ancak zamanın -bazı durum ve koşullarda korkunç bir düşman haline gelen zamanın- yenebileceği bir engele takılıp kalmak ve düşmanın keyfini beklemek gerçekten zordu.
Ciğerlerindeki soluk bitene dek avazı çıktığı kadar bağırmasına izin verildi, mademki istediği buydu. Daha başından yitirilmiş bir davanın savunuculuğunu yapıyordu; herkes onun sesini duyuyor, ama kimse kulak asmıyordu.
Uzun sözün kısası, onu zamanla böyle kılan, artık yakasını bırakmış olan bahtsızlık değil miydi? Diyelim, kendine saklamayı yeğlediği karanlık bir sırrı vardı, ama neydi bu sır? Böyle suskunluklar, bazen insanın kendisinden çok başkalarının iyiliğine olabilir.