Arda Topkara

Arda Topkara
@Allmydreams
Bir yürek ne kadar eder?
8/10
·64 syf.··
2024 11. kitabı
Bir yüreğin değeri ne kadardır? Birkaç kilo altın mıdır, yoksa bir bavul dolusu para mıdır? Belki de bir yürek bir insana eşdeğerdir. Bizi biz yapan şey aslında ruhumuzdur. Bunu ruhumuzu göğsümüzden tutup çıkartma şansımız olsa anlayabilirdik kolaylıkla. O zaman görürdük ki ruh yoksa beden de diğer 7 milyar gibi basit ve sıradan bir beden. Ancak bu senin veya benim için değil, herkes için böyle. Peygamberlerin ruhunu onlardan alıp koparsak onlarda özel ne kalır? Yüzleri kalsa onların yüzünden binlerce kat güzel yüzler var. Güçleri kalsa onlardan güçlü binlercesi var. Ama ruh... Ruhlarımız kadar eşsiz daha ne var? Mademki ruh, bu makineye can verendir, o halde ruhumuzu bize bağlayan yüreğin değeri de bir o kadar önemli değil midir? Ondan kurtulmaya çalışmaksa kendini öldürmek değil midir? İşte, yüreğinin acılarından kurtulmaya çalışan bir insanın trajik bir hikayesidir, "Bir Yürek Satıldı". Emine Işınsu, acı çeken bir adamın portresini çiziyor. Ancak bu adam alışılmışın dışında bir şekilde acı çekiyor. Belki de birçok kimse bir şeylere ulaşamadığından, elinden kayıp gittiğinden ötürü acı çekerken o her şeye ulaşabilmekten ötürü acı çekiyor. Adam öylesine her şeyin doyumuna ulaşmış ki artık hayatta yapabileceği hiçbir şey kalmamış. Ne yapsa sıkılıyor. Hayatında ulaşmak isteyeceği hiçbir hayali yok. Birçok kimse, "İnsan, olmak istediği kadar değil, olduğu kadarıyla insandır." der. Ancak bu acıları görünce diyorum ki insan aslında hayalleriyle de insandır. Bazen hayalleri hiçe sayarsak o insanı da hiçe saymış gibi hissediyorum. Bu "acılar denizinde boğulan" adamla karşılaşan bir kadın... Adama göre belli belirsiz olan acılarını katlayan ve dayanılmaz hale sokan kadın... Bir şekilde konuşmasa da, ayrılmak da istese kadın gitmiyor. O, adamdaki bir şeye tutulmuş ve onu
Bir Yürek SatıldıEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 201784 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İki Göz Arasında Bir Hayat: Reis Bey(Spoiler Bulunmaktadır.)
10/10
·152 syf.··
2024 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2024 18:31
Necip Fazıl’ın akıl ile vicdanı kıyasladığı, insanın kendi koyduğu kanunları sorgulattığı ve bir devlet memurunun hayatın iki ucu arasındaki hikayesini anlattığı bir kitabı, Reis Bey Kitap, bir ağır ceza hakiminin ilgilendiği bir dava üzerinden hakimin, daha da genelleyecek olursak insanın hayata bakış açısını ve bunun nasıl bir kaygan zeminde olduğunu bize gösteriyor. Reis Bey’in, belki hayatın zorluğundan belki de mesleğin getirdiği yorgunluktan dolayı, hayata karşı aşırı bir realist bakış açısı var. Bu bakış açısına bakınca biraz bağnazca olduğunu görebiliriz. Çünkü, belki de devlet memuru olmasından dolayıdır, kanunlara karşı inanılmaz bir körlükle bağlı. Kanunları her şeye yetebilecek güçte kurallar olarak görüyor. Oysa kanunlar da biz insanlar gibi fâni değil midir? Biz insanlar nasıl yok oluyorsak onlar da öyle yok olmayacak mı? Sanırım uzun yıllar bir şeyleri görüp tartmanın sonucu her zaman iyi olamayabiliyor. Bazen Reis Bey gibi ön yargı da kazanabiliyoruz. Çünkü o kadar çok davaya bakmış ve görmüş ki en büyük suçlu bile en büyük tiyatro oyuncularına taş çıkartacak derecede iyi bir şekilde mazlum rolü oynayabiliyor. Bu rolde öylesine duyguları istismar ediyor ki insan duygulara karşı farklı bir tavır alıyor. Bu yönüyle bakınca Reis Bey’in şu cümlesi daha net olmakta: “Ne kelimeler, ne duygular var; öğretemiyoruz da, sıra merhamete geldi mi, herkes ezbere biliyor. Ağızların iğrenç sakızı!” Böyle şeyler yaşamış insana duygulara değer vermiyor diye kızmak ve duygusuzlukla suçlamak ne kadar doğrudur? Diğer bir taraftan Reis Bey’in hayatının belki de dönüm noktası: Çocuğun asılması. Bu olay onu o kadar etkiliyor ki hayatı boyunca inşa ettiği değerler bir anda yıkılıveriyor gözleri önünde. Güvendiği kanunlar bir anda sislere karışıyor, çünkü her şeyin kanuna
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20149,8bin okunma
Bir insanın korkusu: 1984(Spoiler+)
10/10
·444 syf.··
2024 2. kitabı
İnsan bazen bilgilerin kolayca manipüle edilebilindiği, düşünmenin her geçen gün azaldığı ve ideolojilerin bakkaldaki ekmekler kadar çabuk üretildiği bir dönemde ne kadar özgür olduğunu düşünüyor. "Sahip olduğumuz" düşüncelerin ve bilgilerin birçoğu sonradan bize dikte edilmiş ve bizler de bunları evirip çevirmeden bir hap misali gibi yutup geçiyoruz. Daha kötüsü bunları düşünmek tabulaşıyor ve bunları sorgulamayan bir toplum türüyor. Ve görülen şeyi aynen uygulayan bir başka nesil ve sonsuz döngü... İşte tam da bu konu üzerinde duran, 1940'lı yıllardan kalma, bir insanın korkusu: 1984. 1984, aslında 2. Dünya Savaşı'nın hemen sonrası George Orwell'in korkularını bize gösteriyor. Bu distopya öylesine karanlık ve içinden çıkılmaz ki insan boşluğa düşüyor. Ancak bu boşluk güçlünün karşısında yerdeki zayıfın boşluğu değil, insanın kendi dahil hiçbir şeyden emin olamama boşluğudur. Öyle ki bu sistemde Biraderlik dışında hiçbir mutlak bilgi yoktur. Hâl bu olunca insan Biraderlik’ten öte kendine bile güvenemiyor. İlk başta bize ne kadar da uzak bir distopya gibi geliyor, değil mi? Ama aslında pek de uzak sayılmaz. Bizim de halen günümüzde put yaptığımız birçok şey yok mu? Dinleri, bilimi, düşünceleri, insanları ve daha nicelerini putlaştırmıyor muyuz? 1984, bize özgür düşünce ortamının olmadığı bir yerin ne hale gelebileceğini gösteriyor. Çünkü görüyoruz ki despotluğun kurulması için mutlak bir otorite yani güç gerekir. Ve Parti bunu başarmış, ayrık en ufak fikirleri bile buluşturmamış ve Parti’den ayrık fikirleri olanları "iyileştirmiştir". Bunun için çeşitli propagandalar uygulamış ve topluluğun duygularını galeyana getirmek için kullanmıştır. Öyle ki insan tek başınayken yapamayacağı şeyleri başkalarıyla bir aradayken katbekat üstünü yapmıştır. Ama sadece propaganda
Distopya
1984George Orwell · İthaki Yayınları · 2021200bin okunma
Hayatın zorluğu ve direnmeye çalışan insan
Puan vermedi·72 syf.··
2024 1. kitabı
Yaşadığımız döneme pek çok insan isimlendirme yaptı ancak belki de en değerlilerinden birisi Antroposen isimlendirmesi oldu. Antroposen, insan faaliyetleriyle oluşan, iklim krizinin olduğu, kaynakların hızla tükenmek ve biyolojik ceşitliliğin hızla düşmekte olan, kirliliğin had safhada olduğu bir dönemdir. Zaten yeterince zor olan dünya bir de bu haliyle daha da harlanmıştır. İşte, asıl soru burada geliyor: Zorlukların had safhada olduğu bir dönemde insan kendi sağlığını hem fiziksel hem de ruhsal olarak nasıl koruyabilir? Bu kitap işte bu soruya yanıt arıyor. Kitabın aslında temel olarak üzerinde durduğu şey acılardan uzaklaşmak ya da onlarla uzlaşmak. Çeşitli teknikler ve hayat felsefeleri buna yardımcı olmaya çalışıyor. Kimilerine göre büyük faydaları olsa da aralarından en değerlisi muhtemelen ölümle uzlaşmaktır. Şimdilerde mezarı başında oturduğumuz ölüm kavramına yeniden hayat vermek hem bugünkü sorunlarımıza hem de yarın oluşacak sorunlarımıza bir çare olabilir. Sonuç olarak birkaç nokta dışında benim hayat felsefeme uymayan bu kitap hem kendini ifade etme açısından hem de bu tekniklere değer veren yaralı insanlar için değerlidir.
İnsan ve Hayat
Öngörülemeyen Bir Dünyada YaşamakFrederic Lenoir · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023528 okunma