Mümtaz:
- Bari gülme! N'olur, gülmekten vazgeç! diye yalvardı.
- Nasıl gülmeyeyim? Her şeyi o kadar kendi hadlerine indirmiş, o kadar kendine benzetmişsin ki... O kadar küçücük varlığınla, onun hesaplarına bağlısın ki. Sonra o yaşama iptilan, ölçülü merhametin, küçük ıstırapların, ümitlerin, o kaçışlar, tapınmalar...
Mümtaz kollarını sarkıttı:
- Zalim olma Suat, dedi. Çok ıstırap çektim.
Suat tekrar o geniş kahkahayla gülmeğe başladı:
- Peki, öyle ise haydi gel, seni kurtarayım.
- Gelemem, yapacağım işler var.
- Hiçbir şey yapamazsın! Benimle gel. Hepsinden kurtulursun. Bunlar senin taşıyamayacağın yükler...
Mümtaz, yolun ortasında bir daha durdu ve Suat'a baktı:
- Hayır, dedi. Ben yükümün derecesine yükselebilirim. Yükselemezsem altında ezilmeğe razıyım. Fakat seninle gelmem.