Peygamberin Şarkısı hakkında konuşurken önce şu gerçeği masaya koymak gerekiyor: Bu roman 2023’te Booker Prize kazandı. Yani Batı edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden birini aldı. Bu da ister istemez okurun zihninde büyük bir beklenti yaratıyor.
Romanın ana katmanı bir distopya gibi görünse de aslında anlatılan şey bir distopya değil. Çünkü kitapta yaşananlar hayal ürünü değil; tarihte defalarca yaşanmış, hatta bugün bile dünyanın birçok yerinde yaşanabilecek şeyler. Yazar Paul Lynch bunu büyük siyasi sahnelerle değil, gündelik hayatın içinden anlatarak kuruyor. Hikâye sürekli Eilish’in yaşamının içinden ilerliyor: yemek hazırlarken, babasıyla ilgilenirken, çocuğunu okula götürürken… yani hayatın en sıradan anlarında. Fakat o sıradan anların içine yavaş yavaş büyük bir çöküş sızıyor.
Tam da o sıradanlığın ortasında yazar bazen tek bir cümleyle bütün atmosferi kesip açabiliyor; gündelik hayatın akışına ansızın sızan bir duygu, bir korku ya da sezgiyle okura dünyanın artık eskisi gibi olmadığını hissettiren, kısa ama keskin bir anlatım kuruyor.
Bu tercih aslında romanın anlatım biçimini de belirliyor. Metin çoğu zaman tek nefeste akıyormuş gibi ilerliyor; olaylarla düşünceler, korkularla gündelik hareketler birbirine karışıyor. Bu akışın merkezinde ise Eilish var. Bir anne, bir evlat, bir eş… Ailesini ayakta tutmaya çalışan bir kadın. Günlük hayatın küçük sorumluluklarını taşırken aynı anda yavaş yavaş çöken bir düzenin içinde kalıyor. Ve bir noktadan sonra şunu fark ediyor: Artık mesele sadece hayatta kalmak değil, gerektiğinde savaşmak. Bıçak çekmek zorunda kalacak kadar köşeye sıkışmak.
Ama bu savaş ne kadar mümkün? Kim gerçekten özgür? Romanın en çarpıcı taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Çünkü büyük oğlu bile aslında özgür olmadığını biliyor; sahip
Bilmem lazımdı bunun olacağını, diyor Simon, bilmem lazımdı ama kapadım gözlerimi, sevmiştim ben onu bir zamanlar biliyor musun, gerçekten sevmiştim, hâlâ da seviyorum, ah —söyle bana, nereye gitti aşk, söylesene, ben hatırlayamıyorum artık neyin nereye gittiğini, bir zamanlar elimizde kalp gibi atan onca sevgimiz nereye gidiyor?
Gerçekler daima önündedir ama görmezsin, belki bir tercih bile değildir bu, gerçekleri görmek gerçekliği içinde yaşayamayacağın bir derinliğe indirmek olur, ah bir uyanabilsen