Kitabın daha başında sahnede Sokrates var ve anlatı Sokratik diyaloglar üzerinden ilerliyor. Yani çürütme, sınama ve ortaya çıkarma yöntemiyle… Sokrates aslında karşısındaki kişiyle değil, karşısındaki kişinin zihnindeki tanımla konuşuyor. Muhatap insan değil, fikirler. Bunu fark edince metnin derinliği başka bir yere taşınıyor.
Yaşadığımız çağda kavramların herkes için bambaşka anlamlara sahip olduğu düşünüldüğünde, sanırım artık bizlerin de Sokratik yöntemle konuşmayı öğrenmesi gerekiyor. Zorlayıcı olsa da, yavaş yavaş, düşünerek ve sorgulayarak okunması gereken bir metin. Çünkü bu kitap hızlı tüketilmek için değil, zihni çalıştırmak için yazılmış.
"Sokrates, sen insana yemediği haltı yedirirsin." S. 20
Platon (Eflatun)’un Devlet’inde sadece yasalar yazılmıyor; adeta bir ruh mimarlığı yapılıyor. Toplumu kurarken, insanın zihnine ilk yerleşen imgeler konuşuluyor, didik didik ediliyor. Çünkü Platon’un derdi yalnızca iyi yasalar koymak değil, iyi insanın nasıl yetişeceğini düşündürmek. Yaptığı şey neredeyse bir psikolojik diseksiyon. İnsanı parçalara ayırıyor, içindeki çatışmaları tek tek gösteriyor ve bunu yaparken şaşırtıcı derecede net gözlemler ortaya koyuyor.
Şunu açık açık söylüyor gibi: İnsan önce hikâyelerle şekillenir, sonra alışkanlıklarla, en son akılla. O yüzden çocukken duyduğun masal, destan, şiir; ileride nelerden korkacağını, neye saygı duyacağını, neyi normal kabul edeceğini belirliyor. Platon da tam bu yüzden edebiyatı, sanatı ve anlatıları “güzel mi?” diye değil, insanı nereye götürüyor? diye tartışıyor.
Bu bölümleri okurken insan ister istemez “ Sigmund Freud’un atalarından biri Platon’dur” diye sezgisel bir bağ kuruyor. Çünkü arzuyu, aklı ve öfkeyi birbirinden ayırıp, bunların nasıl çatıştığını gündelik bir hikâyeyle anlatabiliyor. Platon burada sadece filozof
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,9bin okunma
- Halkın başına geçen adam, çokluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşlarının kanına girmeden edemez. Onun gibilerin hoşlandığı lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlandırıp mahkemelere sürükler, vicdanını kirletip, caniarına kıyar, ağzını, dilini hısım arkabasının kanıyla boyar; kimini sürer, kimini öldürtür; bu arada halka borçların bağışlanacağı, toprakların yeniden dağıtılacağı umudunu verir. Böyle bir adamın kaderi bellidir artık. Ya düşmanlarının eliyle ölecek, ya da bir zorba kurt olacaktır.