Aşık Kemiği, Albertine Sarrazin’in kendi yaşamından, özellikle de cezaevi, kaçış ve bedensel yaralanma deneyimlerinden beslenen, gerçek bir hayattan süzülerek yazılmış bir metindir.
Kitabın adını aldığı aşık kemiği, ayak bileğinde bulunan küçük bir kemiktir. Albertine Sarrazin 'in hapishaneden kaçarken aşık kemiği kırılır. Kırılması demek; yürümeyi zorlaştıran, insanı yere daha çok bağlayan, hareketi kısıtlayan ciddi bir sakatlık demektir. Kaçamazsın, hızlanamazsın, dengen bozulur. Ama Sarrazin'in bağlamında mesele asla sadece ortopedik değil. Kaçma imkanı elinden alınmış, hayatla kurduğu denge bozulmuş, sürekli düşme ihtimaliyle yaşayan, ayakta durması bile irade isteyen biri. Yani bu, bedenin kırığı üzerinden ruhun durumunu anlatan bir metne dönüşüyor.
Sarrazin'in dünyasında bu kırık; yoksulluğun, toplum dışına itilmişliğin, kadın olmanın yükünün, suçla iç içe geçmiş bir hayatın bedende bıraktığı iz gibi okunur. Kaderle, şansla atılıp savrulmakla ilişkisi vardır. Kırıldığında artık oyun da oynanmaz. Yani şansın da kırılmıştır. Yürüyorsun ama sakat, hayata dahilsin ama eksik, ayaktasın ama her an düşebilirsin. Kitabı okurken bunlar aklınızda dursun. Çünkü Sarrazin'de kimse sağlam yürümüyor.
Sarrazin'in kalemi ve üslubu zarif falan değil. Güzel cümle kurmak gibi bir derdi yok. Cümleleri çoğu zaman kısa, kesik; yer yer serttir. Okuru ikna etmeye çalışmıyor, önüne atar, “bak bu böyle” der, açıklamaz. Anlatımı bedenseldir: acı, açlık, yorgunluk, ter, kan, yürüyememe hâli… Her şey vücudun içinden konuşur. Duygu bile düşünceden önce bedende belirir.
Sarrazin acıdan edebiyat çıkartmıyor, acıyı süslemiyor, dramatize etmiyor. Ne yaşıyorsa onu koyuyor. Bu metin, bu yüzden bazen rahatsız edici derecede çıplaktır; okurla arasına mesafe koymaz. Sanki hücrede, sokakta, yatakta
Aşık KemiğiAlbertine Sarrazin · Everest · 201227 okunma