Alperen

Alperen
@AlperenGnr
kişisel arşiv
Marmara Üni. İlahiyat
Çekmeköy
Sarıyer
30 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
"Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şiirin nasip işi olduğunu düşünüyorum. Hesabı temiz olanın yüzü ak olur. Mehmet Akif’ten Ziya Osman’a, Ahmet Muhip’ten Behçet Necatigil’e, İsmet Özel’den Süleyman Çobanoğlu’na kadar iyi şairlerin yüzlerine bir bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ben, ancak iyi insanların iyi şiir yazabileceğine inanıyorum. Dikkat ettiniz mi, bilmiyorum. Ben ettim. İyi şairlerin çoğu sadece insanla değil, doğayla da yakından ilgilidir. İşte o söz: “Yerdekini kollarsan sen, kollar seni gökteki de…” Şiir, hayretle yazılan ve hayretle okunandır. O hayreti bulacağınız mekânlar ve zamanlar ise bellidir. Bir insan öğleye doğru uyanıyorsa, ona geçmiş olsun. Tabii bütün bunları söylemem; yetenek, işçilik, disiplin, sabır ve istikrar gibi olmazsa olmazları yok sayıyorum anlamına gelmemeli. Söylediklerim “elde var bir” olarak anlaşılmalı. İbrahim Tenekeci
bir evsizle çorba içecek kadar cesur olmadığım duyulsa ensar kız vermezdi medineli çocuklar tebessümler fırlatırdı kalbim kanayana dek Elyesa Koytak
Şiir
Bakanlar bana gövdemi görürler, Ben başka yerdeyim. Gömenler beni Gövdemi gömerler, Ben başka yerdeyim. Asaf Hâlet Çelebi
Şiir
Kim olduğunu hatırlayamadığı için kendisi, nereden geldiğini unutamadığı için bir başkası olamayan adamın dilemması bizimki. Çok örselenmiş, çok hırpalanmış, asırlar boyu yediği dayaklardan üstü başı kan revan, yüzü gözü mor içinde; aynaya baktığı vakit kendisini değil kendisine dayak atanların bıraktığı izleri seyreden bir adamın acısı. Hadisâtı başkasının kelimeleriyle yorumlamaktan kalbini, başkasının aklıyla düşünmekten kelimelerini, kelimeleriyle konuşmaktan kendini yitiren bir adamın trajedisi. Ahvalimiz budur, biz buyuz. Bir deniz kenarında kaybettik içimizdeki Hızır'ı ve Musa'sız kaldık. Bir deniz ortasında fark ettik neyi kaybettiğimizi, heyhat asâsız kaldık. Bir zamanlar kendi hiçliğimizi fark edecek kadar her şeyin sahibini bilirdik oysa. Yahut her şeyin sahibini bilecek kadar kendi hiçliğimizin farkındaydık. Canımızı emanet niyetine taşır, herhangi bir seyden, 'benim' diye bahsetmeye utanırdık. Hülasa ne sen senindin ne de ben benim. Her şeyin bir tek sahibi vardı. "Seninki senin, benimki benim" demeye başladığımız vakit hayranlıkla yad etmeye başladık "seninki senin, benimki de senin" dediğimiz günleri. Sonra bir de baktık ki; 'hepsi benim' oluvermiş. Bir şadırvanda abdest alan, benzi aşk sarısı adamlardık o zamanlar. Ensemize bir tokat atan olsa farkına bile varmayacak kadar tokadın sahibiyle meşguldük. Başımızı çevirip 'kim vurdu' diye bakar olduk önce, sonra kalkıp bir tokat da biz aşk ettik ensemize vurana. En son, ne o şadırvan kenarında oturmuşluğumuz kaldı ne ensemize bir tokat atan ne de o şadırvandan bir haber... Sarı çekildi hayatımızdan ve başımıza gelmeyen kalmadı. "Biz ne yaptık ki başımıza bunlar geldi" demedik hiç. Her şey yolundayken kerameti hep kendimizden bildik, işler sarpa sarınca kabahati yükledik başkalarına. 'Fail-i