Kilise, okul, memuriyet onlar için ücretli aylaklık yeridir.
Onlar orada yaşamın kurucuları, ulusun dürüst hizmetkâr-ları değil, tembellik yapan asalak memurlardır. Çeşitli sosyal ve kültürel kurumlarda çalışarak, kendi zavallı egolarını tatmin etme peşindeler. Onursal unvanlar, dürüst olmayan kârlar peşinde koşuyor ve çalışmak istemiyorlar. Daha da kötüsü, toplumun ve halkın yararı için özveri ve şevkle çalışmak isteyenlerin çarkına çomak sokuyorlar. İdealist işçilere karşı entrika çeviriyorlar. Onlara iftira atıyorlar. Şöhret aradıklarını söylerler.
En büyük kötülükleri bunlar da değildir. Zavallı yırtıcı parazitler, halkın yağmacıları ve yaşamı yok edenler çoğu zaman daha da büyük kötülükler yaparlar. Kurnazlık ve aldatmacalarla, bazen rüşvet veya tehditle, alaycı yalanlar-la, şiddetle halkın zihnini ve iradesini öldürür, toplumun vicdanını zehirler, gençliğin ideallerini ve idealizmini söndü-rür. Çevrelerine manevi karanlık ekerler. Kötülük yayarlar.
Insanların acılarına tuz biber ekerler."
MacDonald hepsinin karanlığın gönüllü hizmetkârları
olduğunu yazıyordu.