-Kan mı bu?
-Hayır, kömür tozu… İçimde ölene dek beni ısıtacak kömür var. Oysa beş yıldır aşağı inmedim. Farkına varmadan içimde biriktirmişim herhalde. Neyse, aldırma canım! Koruyor insanı!
Uzun zamandır bende olan ama bir türlü elime alıp da okuyamadığım, sanki okurken çok sıkılacakmışım, karanlık havası beni boğacakmış gibi bir his veren bu kitabı en sonunda okumaya karar verdim. Başladıktan sonra ilk izlenimim neden daha önce okumadım ki oldu.
Ömer’in iç dünyasındaki çatışmaların dış dünyasına nasıl yansıdığına tanıklık etmek çok çarpıcıydı.
Hayatında hiçbir amacı olmayan bu gencin Macide ile tanıştıktan sonra kendine çekidüzen vermek istemesi ama sürekli nefsine yenik düşerek suçu da içindeki şeytana atması… her şeyi yaptıktan sonra şeytana uydum diyerek onu anlamak ve alttan almak için çok uğraşan Macide’yi her seferinde daha da zor durumda bırakmasındaki küstahlığı…
Kısacası kendi korkularının ve tembelliğinin esiri olmuş, yaptıklarının sorumluluğunu almaktan kaçınan ve bir türlü büyüyemeyen birini okumanın verdiği rahatsızlığı derin bir şekilde hissettim diyebilirim.
Ayrıca yazar, kendini aydın olarak addeden fakat kendi fikirleri olmayan ve başkalarının ürettiklerinin üzerine bir şeyler koyamayan, buna rağmen saygınlık bekleyen, kendilerine bile ait olmayan süslü sözlerle etrafındakilerin ilgisini sömüren, tutarsız, ikiyüzlü ve çıkarcı kişiler için de sağlam eleştirilerde bulunmuş.
Okurken sayfalar su gibi akıp gitti, yazarın kalemine tekrardan hayranlık duydum. Sevmeyenlerin de tam olarak nesini sevmediklerini anlayamadım açıkcası bence Sabahattin Ali ortaya koyduğu bu eserle yapılan her övgüyü hak etmiş.