Kayhan T.

Evrenin o yüce uyumu içindeki sarsıcı uyumsuzluklar yüzünden acıyı, ahmaklığı ve çaresizliği gördüğümüzde, her dürüst ve ciddi düşünürün zaman zaman yaşadığı gibi durumun gücümüzü aştığını görürüz; ancak bazen her şeyin iyi olacağına dair bir fısıltı duyabiliriz ve en güvenilir kaynaktan geliyormuş gibi ona güvenebilir, uyumsuzlukların ardında bir rüya değil, bir gerçeklik olduğunu kesin biçimde görmemizi engelleyen tek şeyin duyuların geçici engelleri olduğunu bilebiliriz. Bu bilgi teolojinin merkezi dogmasında vücut bulmuştur. Uyumun adı Tanrı'dır ve Tanrı bilinebilir. Bunu dürüstçe kabul edebilse kim bu inancı kabul ederek mutlu olmaz? Kötülüğün geçici, iyiliğin ebedi olduğunu; şüphelerimizin yok olmaya mahkûm sınırlar yüzünden mevcut olduğunu ve dünyanın aslında bize ne kadar karanlık gelirse gelsin, sevginin ve bilgeliğin vücut bulmuş hali olduğunu güven içinde söylemekten kim mutlu olmaz? Bir Agnostiğin Savunması (1876) - Sir Leslie Stephen
Sayfa 1440 - Kapı·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Eskiden entelektüel bir tartışmada rakip için kullanılan teolojik terim ateist idi - bu dünyadaki kazığın ve sonraki dünyada cehennem ateşlerinin tadını hâlâ biraz taşıyan ve ayrıca kısmen önemli bir yanlışlığı ima eden bir kelime. Dogmatik ateizm -Tanrı kelimesiyle ne ifade edilirse edilsin, Tanrı yoktur düşüncesi- en azından az rastlanan bir fikirdir. Diğer yandan agnostisizm zaten yaygın ve gün geçtikçe yayılan bir akide biçiminin gayet kesin biçimde takdir edilişini ima eder gözükmektedir. Agnostik, insan zekâsının alanının sınırları olduğunu -kimse bunu inkâr etmemektedir- ileri süren kişidir. Ayrıca birçok teoloğun açıkça ifade ettiği gibi, bu sınırların en azından Lewes'ın "metampirik" bilgi dediği şeyi kapsamadığını da ileri sürer. Daha da ileri giderek, teologların aksine, teolojinin de bu yasak alana girdiğini iddia eder. Esas mesele bu son iddiadan ortaya çıkmaktadır ve rakipler için bir lakap icat etme iddiasında olmasam da bu makalenin amacı açısından rakip ekolü gnostikler olarak tanımlamayı göze alabilirim. Bir gnostik aklımızın bir anlamda deneyimin dar sınırlarının ötesine geçebileceğine inanır. Doğrulanamayacak ve deneyler ya da gözlemlerle doğrulanması gerekli olmayan gerçeklere ulaşabileceğimizi düşünür. Ayrıca, içerdiği gerçeklerle insanoğlunun en yüksek çıkarları için gerekli olan ve evrendeki karanlık bilmeceyi çözmemize bir anlamda yardım edecek bir bilgiye inanır. Herkesin kabul edeceği gibi tam bir çözüm bizim gücümüzü aşar. Bir Agnostiğin Savunması (1876) - Sir Leslie Stephen
Sayfa 1439 - Kapı·Kitabı okudu
Eğer birileri bunu benden rica etseydi, agnostikler söz konusu olduğunda hiçbir akidenin mevcut olmadığını, doğası gereği de olamayacağını söyleyerek cevap verirdim. Aslında agnostisizm bir akide değil, bir yöntemdir; bu yöntemin özü tek bir prensibin dikkatli biçimde uygulanmasına dayanır. Bu aslında antik bir prensiptir ve en az Sokrates kadar yaşlıdır; "Her şeyi deneyin, iyi olana sarılın," diyen yazar kadar eskidir; herkesin içindeki inanç için bir sebep gösterebilmesi gerektiği aksiyomunu ortaya koyan Reformasyon döneminin temelidir; Descartes'ın yüce prensibidir ve modern bilimin temel aksiyomudur. Bu prensip pozitif biçimde şöyle ifade edilebilir: Akılla ilgili konularda, başka hiçbir şeyi dikkate almadan, sizi götürdüğü yere kadar aklınızı takip edin. Negatif ifadesi de şöyledir: Akılla ilgili konularda, ispatlanmamış veya ispatlanamaz sonuçları kesinmiş gibi göstermeyin. Ben, bir insan kendini bütün ve kirlenmemiş biçimde tutabilirse geleceğin kendisi için neler sakladığını görmek için evrenin yüzüne utanmadan bakabilir diyen agnostik inancını seçtim. Dürüst İmansızlık ve Etik Hakkında (1887) - Thomas Henry Huxley
Sayfa 1438 - Kapı·Kitabı okudu
Entelektüel açıdan belirli bir olgunluğa eriştiğimde kendime ateist mi, deist mi, yoksa panteist mi, materyalist mi, idealist mi, Hıristiyan mı, serbest düşünceli mi olduğumu sormaya başladım; ne kadar çok öğrenir ve düşünürsem cevaptan o kadar uzaklaştığını gördüm; sonunda, en sonuncu seçenek dışında bu adlandırmalardan hiçbiriyle ilgim olmadığına karar verdim. Bu iyi insanların üzerinde anlaştığı tek şey, benim onlardan ayrıldığım tek şeydi. Belirli bir "gnosis"e eriştiklerini iddia ediyorlardı, böylece varlık problemini az çok çözmüş oluyorlardı ama ben çözemediğimden emindim, hatta problemin çözülemez olduğu yönünde sağlam bir yargıya sahiptim. (...) Üyeleri arasında, çoktan ölmüş olsalar da hatıraları hâlâ canlı ve saygıdeğer antagonistlerin bulunduğu bir kardeşlik derneği olan Metafizik Cemiyeti'ne dahil olma şansına eriştiğimde durumum böyleydi. Her türden felsefi ve teolojik fikir burada temsil ediliyor ve kendilerini tam bir açıklıkla ifade ediyorlardı; arkadaşlarımın çoğu bir çeşit "-ist" idi; ancak ne kadar nazik ve dost canlısı olsalar da, kendisini saklayacak bir etikete sahip olmayan ben, kuyruğunu bir kapana kaptırıp kuyruklu arkadaşlarının arasına kuyruksuz dönen bir tilki gibi huzursuz eden bir hisse sahiptim. Bu yüzden düşündüm ve uygun bir unvan olarak gördüğüm "agnostik" terimini icat ettim. Bu terim, benim bilmediğim şeyleri bildiğini açıkça iddia eden kilisenin "gnostiğinin" muhtemel antitezi olarak aklıma gelmişti; ben de diğer tilkiler gibi bir kuyruğum olduğunu göstermek için bu fikri ilk fırsatta cemiyete açıkladım. Terim beni çok mutlu ederek kabul edildi; izleyiciler bu terimin vaftiz babası olmak için ayağa kalktıklarında saygıdeğer insanların zihinlerinde o kelimenin ebeveyni olma bilgisinin sebep olabileceği bütün şüpheler elbette
Sayfa 1437 - Kapı·Kitabı okudu
Kendi deneyimlerime göre, bilim insanları dünyanın geri kalanından ne daha iyi ne de daha kötüdür. Ne evrenin sonsuz büyüklükteki parçalarıyla uğraşmak yüce bir karakter gerektirir ne de sonsuz küçüklükteki parçaları mikroskop altında incelemek her zaman tevazu sağlar. Biz de asıl günahtan payımıza düşeni aldık; ihtiyaçlar, açgözlülük ve aşırı gurur diğer ölümlüler gibi bizi de şekillendiriyor ve ilerleyişimiz çoğunlukla doğru yoldan sürekli saptığı için tiramola giden bir gemiye benziyor. Ama tüm bunlara rağmen bilim çalışmalarının sorgusuz sualsiz armağan ettiği bir ahlaki avantajımız var. Delilin değerine ilişkin tahminleri uygun seviyede tutuyor ve kanıtların doğası hakkında her gün yeni bir ders alıyoruz, bazıları da bayağı keskin oluyor. Dürüst İmansızlık ve Etik Hakkında (1887) - Thomas Henry Huxley
Sayfa 1436 - Kapı·Kitabı okudu