Adem Altun

Adem Altun
@Altunadem
Öğretmen
8 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·416 syf.··
2025 16. kitabı
Felsefe ve psikolojiyi ustaca harmanlayan, edebi ve entelektüel açıdan doyurucu bir eser. Roman, 19. yüzyılın iki önemli figürü -filozof Friedrich Nietzsche ve psikanaliz öncüsü Josef Breuer- arasında kurgusal bir terapi sürecini ele alıyor. Freud’un henüz yeni yeni filizlenen psikanalitik fikirleri, Nietzsche’nin katı bireyselciliğiyle karşı karşıya geldiğinde, ortaya derin bir zihinsel mücadele çıkıyor. Romanın en büyük başarısı, Nietzsche’nin düşüncelerini diyaloglar aracılığıyla doğal bir akış içinde sunabilmesi. Onun güçlü ve acı dolu yaşam felsefesi, Breuer’in bilimsel ve insani yaklaşımıyla karşılaştığında, okuyucu hem felsefi hem de psikolojik anlamda yoğun bir deneyim yaşıyor. Nietzsche’nin hastalıklı bedeni ama sarsılmaz iradesi ile Breuer’in derin psikolojik buhranları arasındaki kontrast, romanın dramatik gücünü artırıyor. Bir okur olarak en etkileyici bulduğum nokta, romanın felsefeyi didaktik bir şekilde sunmak yerine, karakterler üzerinden yaşatarak anlatması. Okuyucu, Nietzsche’nin “Amor Fati” (Kaderini Sev) anlayışını sadece okumuyor, Breuer’in içsel dönüşümü aracılığıyla deneyimliyor. Kitap, klasik anlamda bir olay örgüsünden çok, zihinsel bir yolculuk sunuyor ve bu da onu farklı kılan unsurlardan biri. Nietzsche’nin düşüncelerini doğrudan anlamak isteyenler için bu kitap tek başına yeterli olmayabilir; ancak onun fikir dünyasına giriş yapmak isteyenler için mükemmel bir başlangıç noktası. Nietzsche AğladığındaNietzsche Ağladığında
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Jean Paul Sartre
Puan vermedi·208 syf.··
2025 15. kitabı
Jean-Paul Sartre’nin Sözcükler adlı eseri, klasik bir otobiyografi olmaktan çok, yazarın düşünsel ve yazınsal evreninin doğuşunu anlatan felsefi bir metin gibi okunuyor. Kitabı bitirdiğimde elimde yalnızca Sartre’nin çocukluk ve ilk gençlik yıllarının bir dökümü değil, aynı zamanda edebiyat ve varoluş arasındaki çatışmalı ilişkinin samimi bir itirafnamesi vardı. Eser, iki ana bölümden oluşuyor: Okumak ve Yazmak. İlk bölümde Sartre’nin edebiyatla, özellikle de kitaplarla kurduğu büyüleyici ilişkiyi görüyoruz. Çocukken kitapların dünyasına sığınışı, büyükbabasının kütüphanesinde keşfettiği büyülü kelimeler, ona bir kimlik kazandırıyor. Ancak burada bir çelişki de var: Sartre, kitapları bir kaçış aracı olarak kullanırken, zamanla onların onu sınırlayan bir hapishaneye dönüştüğünü fark ediyor. Okumak, ona bir dünya sunuyor ama aynı zamanda onu gerçek dünyadan koparıyor. İkinci bölümde ise Sartre’nin yazma süreciyle yüzleşmesini okuyoruz. Çocukken hayran olduğu yazarların dünyasında yer edinmek istiyor, ancak zamanla yazmanın da bir tür kaçış ve yanılsama olduğunun farkına varıyor. Burada Sartre’nin varoluşçu felsefesinin izlerini güçlü bir şekilde hissediyoruz: Kendi varlığını anlamlandırmak için kelimelere sarılan çocuk Sartre, büyüdüğünde kelimelerin de bir aldatmaca olabileceğini fark ediyor. Bir noktada, edebiyatın aslında kendini kandırmaktan ibaret olabileceği düşüncesiyle hesaplaşıyor. Bu eserin beni en çok etkileyen yanı, Sartre’nin kendisiyle olan acımasız dürüstlüğüydü. Büyük yazarların, özellikle otobiyografi yazarken kendilerini yüceltmeye meyilli olduğunu düşünebiliriz, ancak Sartre tam tersini yapıyor. Çocukken kendini bir deha gibi gören küçük Sartre’nin, aslında sadece toplumun ona biçtiği bir role uyduğunu fark etmesi, Sartre’nin insanın kendi
SözcüklerJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20201,857 okunma
Jack London
Puan vermedi·368 syf.··
2025 12. kitabı
Jack London, yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda yaşamın en sert gerçekleriyle yüzleşen, doğaya ve insan ruhuna meydan okuyan bir mücadele insanıydı. Onun eserlerinde hissettiğim coşku, cesaret ve başkaldırı, hayat hikâyesini öğrendiğimde daha da derinleşti. Bu kitap, sadece bir yazarın değil, hayata karşı hiçbir zaman boyun eğmemiş bir adamın hikâyesini anlatıyor. London’ın yoksulluktan gelen bir işçi, denizci, altın avcısı, sosyalist aktivist, gazeteci, dünya gezgini ve nihayetinde bir romancı oluşu, onun hayatının tek bir kalıba sığamayacağını gösteriyor. Haley, bu çok yönlülüğü ustalıkla işleyerek London’ı sadece bir edebiyat figürü olarak değil, kendi zamanının ruhunu taşıyan bir adam olarak ele alıyor. Biyografi, onun kişisel travmalarına, içsel çatışmalarına ve hayata karşı verdiği bitmek bilmeyen mücadelelere de dokunuyor. Çocukluk yıllarındaki zorluklar, alkol bağımlılığı, çalkantılı ilişkileri ve sosyalist idealleri, eserlerinde hissettiğim o sarsıcı gerçekçiliğin kaynağına ışık tutuyor. Ancak bu biyografiyi okurken London’ın eserleri üzerine daha fazla derinleşilmesini isterdim. Onun kelimeleriyle inşa ettiği dünyalar, yaşamından ne kadar beslenmiş olursa olsun, edebi bağlamları ve mirası açısından daha detaylı bir incelemeyi hak ediyordu. Yine de, Haley’nin anlatımı sayesinde Jack London’a olan hayranlığım daha da büyüdü. O, sadece yazan biri değil, gerçekten yaşayan ve yaşadığını hissettiren bir adamdı. Jack LondonJack London
Jack LondonJames L. Haley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024129 okunma